Doğalgazda nasıl aldatıldık?

Mayıs 2006

Doğalgaz konusunun ülkemizde gündeme gelmesinde 1992-2000 yılları arasında yaşanan zayıf hükümet modellerinin etkisi çoktur, adeta hediyesi olmuştur desek yanlış olmaz. Önceleri şehir merkezlerinin kirliliğini azaltmak amacı ile düşünülmütür.. Doğru bir yaklaşımdır. Gerçekten de başta Ankara olmak üzere İstanbul gibi bir çok ilde "hava kirliliği" sorununu çözmüştür. Sanayide kullanımda ciddi oranda kirlilik azalmasına sebep olmuştur. Türkiye D.gaz ile 1987 yılıda tanışmıştır.

Enerji politikalarındaki yanlışlıkların ve doğruların 5 yıllık bir bedelleri vardır. Yani şimdi yapacağınız yanlışlıklar önünüze fatura olarak 4-5 yıl sonra gelmektedir. Doğrular içinde aynı süreleri beklemek zorundasınız. Çünkü enerji yatırım süreleri 5 yıl civarındadır. İşte 1992 de başlayan enerji yatırımlarındaki eksiklikler sonraki yıllarda önümüze elektrik açığı olarak çıkmıştır. Önce ithal elektrik ile geçici çözümler bulunmuştur. Daha sonra 1 yıl gibi kısa sürede kurulabilen "TEK" elektrik enerjisi üreten sistem olduğundan hesapsızca Doğalgaz yatırımları başlamıştır. Yap-işlet-devret mantığı ve akıl almaz ihmallerle dolu sözleşmeler ile ülkemizin 20-30 yıllık geleceği patent altına girmiştir. Doğalgaz ın bu durumu "uyuşturucu" gibidir. Alışırsın ve sonra ekonomik açıdan felakete gidersin.

Doğalgaz elektriği en pahalı elektrik enerjisi olup LÜKS sınıfına sokanlara kızmamamız gerekir. Fiyatları petrol fiyatlarına endeksli olup genelde gizlilik ilkesi nedeni ile bilinmez . İşte ülkemizin temiz şehir planlaması için girdiği projede; çaresizlikten, elektrik üretim projesine dönüşmüştür. Düzeltme konusunda atacağınız adımların faydasını 4-5 yıl sonra görecek olmanızda faturayı kabartmaktadır. Peki bu işler nasıl gelişti?

Önceleri Rus gazı Bulgaristan üzerinden alınırken, elektrik açığını kapatmak amacı ile geri teknoloji yani açık sistem olan Bulgar Nükleer santral elektriğinide yıllarca satın aldık ve peşin ödeme yaptık. Gaz işi çok kolay ve hızlı idi. Mavi Akım projesi ortaya çıktı. Rusya'dan direkt gaz alacaktık ve aracı ülkeler kalkacaktı. Boru ise karadeniz altına 1100 metre derine döşenecekti ! Tv programları ve medya vasıtası ile yine provakatörler devreye girdi. Bazı Mühendis odaları temsilcileri bile bu derinlikte boruların su basıncına dayanamayacağını iddia ederek adeta kampanya başlatmışlardı. Onlara kamuoyu baskısı nedeni ile sıkıntılar anlatıldı, sonunda Rus heyeti ülkesine döndü ve 2 ay sonra ise Rus'lar ın teklifi mükemmeldi. Biz gazı Samsun teslimi verelim.!! Boru bizim olsun dediler. Herkes memnundu.! Türkiye birde nakliye bedeli ödeyecekti. Karşıtların dediğide olacaktı. Sıkışan zayıf hükümetler konuya imzalarını hemen attılar. O günden sonra 1 yıl içinde Mavi akım açıldı ve 2 yıldan uzun süredir gaz taşımakta. Medyada bu borunun çalışmayacağını anlatanlar yok olmuştu. Aslında İRTİCA, yani ilmi yobazlık bu provakatörlerin göreviydi. Nükleerde de oynan oyun aynı değil mi?

Sonra yıllar geçti. Ve işte FATURA:

Ülkemiz bir yılda 7 milyar dolarlık Doğal gaz almıştı. %20 civarı İran gazı gerisi Rus gazı idi. En önemlisi %60'a yaklaşan kısmı ile elektrik elde eder olmuştuk. %40'I ise konut ve sanayi için harcanmaktaydı. Yani yıllık 4.2 milyar dolar. Aylık 350 milyon dolar elektrik enerjisine peşin öder olmuştuk. İşte size Dış ticaret açığında ciddi bir fatura. Ayrıca garantiniz de yok. Rusya gazı keser ise elektrik santrallerini herhalde müze yaparız!

İşte 1970 yılından itibaren Nükleer enerjiye girmeyen ülkemiz bu fatura ile yılda 2 NS'I peşin yaptırabilidi. Yakıt bedelinin ise yıllık 50 milyon dolar olacağını bilseniz ve hatta 4.2 milyar doların tümünü gaz yerine NS'dan elde etsek 200 milyon doları asla geçmeyecek bir yakıt gideri olacağını duysanız inanırmısınız.? İşte gelişmiş ülkelerin neden Nükleere %30-40 arası kapasite ayırdıklarını kolayca anlayabilirsiniz. Yedek doğalgaz deposu olmayan tek ülke Türkiye dir desek inanır mısınız? Yılların ihmali neticesi ilk depo için Trakya da çalışmalar başladı.

1970'li yıllarda Türkiye ye ekonomik açıdan benzer iki ülke mevcuttur. İspanya ve Güney Kore. Her ikisi de nükleer enerjiyi yoğun kullanmaktadır. Enerji yatırımlarına kamuoyu ile karar veren ve vermeyen ülke farkını sizler de görmektesiniz. Güney Kore'nin bugün 20 adet NS mevcut olup 4 adet de inşâ halindedir. Kendi teknolojilerini geliştirmişler ve NS yapımcısı devletler arasına girmişlerdir. Nükleer Enerjinin ULUSAL bir enerji olduğu gerçeği buralardan doğmaktadır.

Doğal olarak hükümet Gaz'ın elektrik enerjisi kullanımını azaltmak için bir program başlatmıştır. Bu konuda 2006 yılı hedefi %40-45 arasına, sonraki yıl da ise %40 altına indirilecektir. Ne boyutta başarılı olunacak hep birlikte göreceğiz.

NükTe Platform