Nükleer Santral Planlamasında Pratik Aklın Eleştirisi

Nükleer Santral Planlamasında Pratik Aklın Eleştirisi
Prof. Dr. Haluk Utku, Nükleer Bilimler Enstitüsü, Hacettepe Üniversitesi

Yazıya, nükleer enerji konusundaki haberlerle başlayacağım. İlki, Sayın Benan Başoğlu'nun NükTe grubuna 1 Mayıs 2008'de ilettiği haber:

Shaw ve Westinghouse'dan oluşan konsorsiyum ile Georgia Power Şirketi her biri 1.100 MW kapasiteli 2 yeni AP1000 türü reaktör ünitesinin mühendislik, satın alma ve inşaat işlerinin gerçekleştirilmesi için sözleşme imzaladı. Georgia Power 2006 yılında yeni üniteler için "Erken Saha İzni", bu yılın 1 Nisan tarihinde de "Birleşik İnşaat ve İşletme Lisansı" başvurularında bulunmuştu. Alınacak onayların zamanlamasına da bağlı olacak şekilde, iki yeni ünitenin Vogtle'nin mevcut 2 ünitesinin hemen yanında, sırasıyla 2016 ve 2017 yıllarında devreye alınması planlanıyor.

Amerikan elektrik şirketleri tarafından hali hazırda 14 adet AP1000'ın inşa edilmesi planlanmaktadır. Bunlardan 8 tanesi için "Birleşik İnşaat ve İşletme Lisans" başvuruları Amerikan Lisanslama Kuruluşu NRC'ye sunulmuştur. ABD'de son yıllarda toplam 15 yeni nükleer santral ünitesi için "Birleşik İnşaat ve İşletme Lisansı" başvurusu yapılmıştır. Bu başvuruların değerlendirilmesinin en az 3 yıl sürmesi beklenmektedir. Bu lisansların alınması, lisansı alan tarafı ünitenin inşasına başlama zorunluluğu altına sokmamaktadır.

İkinci haber Financial Times Deutschlan'dan Enel firması ile ilgili:

Enel'in yönetim kurulu başkanı Fulvio Conti, İtalya'da bir nükleer santral kurulmasının planlandığını açıkladı. İtalya 1987'de nükleer enerji kullanımını yasaklamıştı ancak yönetime yeni gelen Silvia Berlusconi yeniden nükleer enerjiye geçişi desteklmekte ve nükleer santralin beş yılda kurulacağına inandığını ifade etmektedir. Enel direktörü Conti, konu ile ilgili gazetecilere yaptığı açıklamada nükleer santralin şebekeye sokulmasının yedi ila on yıl alacağını ve santralin kurulacağı olası sahayla ilgili bir tercihlerinin olmadığını ve sahayı şimdiden belirtmenin tehlikeli olacağını söyledi.

Son haber ise Avusturalya'dan:

Geçenlerde Avusturalya Enerji Bakanı, nükleer santralin Avustruralya'ya gelmesi gerektiğine inandığını açıkladı ve kurulacak ilk ünitenin on-oniki yılda şebekeye bağlanacağını tahmin ettiğini söyledi.

Bizler bu ve benzeri haberleri okurken, dünyada nükleer enerjiye bakışın artık değişmeye başladığını anlıyoruz. Ama bu haberlerde görülmesi gereken konu ise çok daha önemli. Türkiye'de kurulması planlanan ilk nükleer santralimizle ilgili olarak yarışmaya gireceği düşünülen nükleer santral teknolojisine sahip belli başlı firmaların, emin oldukları bir konu bu.

İlk iki haberdeki ülkeler nükleer santral kurma ve işletme tecrübesi olan ülkeler. Avusturalya'nın ise bu açıdan hiç bir deneyimi yok. Bir bakıma Türkiye gibi görünüyor. Ancak, yıllarca nükleer santrallerde çalışmış bir arkadaşım bana bu haberi gönderirken "Avusturalya'yı Türkiye'ye kıyasla daha önemsiyor durumda olmak istemem ama, ana dili İngilizce olan, tüm yazılı önemli dökümanlarını, inşa planlarını, prosedürlerini, klavuzlarını kendi ana dilinde değerlendirecek ve endüstriyel tabanı Türkiye'den daha iyi olan Avusturalya bile nükleer santrali işletmeye almak konusunda kendine on-oniki yıl süre biçerken, 2008 Ekim başlarında yarışması sonlanacak ve en iyi ihtimalle ilk kazması 2009'un ikinci yarısı sonlarında vurulacağı söylenen nükleer inşaatın 2015 yılında işletmeye alınacağını beklemek doğrusu biraz gerçek dışıdır" diye yazmış. Siz ne dersiniz bilemem ama ben bu görüşe tamamen katılıyorum.

Deneyimli ülkelere bakalım. İlk haberde Georgia Power'ın 2006'da erken saha izni aldığını ve santralin 2016 veya 2017'de yani bu günden sekiz-dokuz yıl sonra devreye alınacağını, başvuruların değerlendirilmesinin ise üç yıl alacağı belirtilmekte. Enel ile ilgili haberde ise politikacı Berlusconi'nin beş yıl önermesine karşın, santrali yapacak Enel firmasının direktörü süreyi yedi ila on yıl olarak biçiyor. Üstelik santralin kurulacağı sahanın şimdiden telafuz edilmesinin doğru olmayacağına işaret ederek. Biz ise ilk santrali beş yılda ve Sinop'ta kuracağımızı ilan ediyoruz; saha ile ilgili gerekli jeolojik ve diğer etütler tamamlanmadan. Ama şimdilerde bakıyoruz ki, ilk santral Akkuyu'da kurulacak, ki saha ile ilgili etütler önceden yapıldığından, gerçekçi.

Gelelim konunun diğer bir başka tarafına, World Nuclear Association'a (WNA) göre, 22 adet nükleer santral inşası devam ediyor, 48 adet de planlanan var (http://db.world-nuclear.org/reference/qry_reactorsdb_test.php). WNA Türkiye'yi PHWR tipi reaktörle planlananlar listesine almış. Tüm bu santraller için çimento ve kumdan başlayarak, somun, civata, çivilerden çelik çubuklara, reaktör basınç kabı ve basınç kabı kapağı üretimine ve buhar üreteçlerine kadar muazzam sayıda nükleer kalitede malzeme ve komponent üretimi söz konusudur. Bunlardan basınç kabı ve kapağı ile buhar üreteçlerinin yapımının en az iki sene öncesinden sipariş gerektirdiği, bu komponentleri yapacak firma sayısının ise sınırlı olduğu, hatalı üretimin her an söz konusu olacağı ve gecikmelere yol açabileceğini hesaba katmalıyız.

Kurulum aşamasında ise mühendislik açısından karşılaşabileceğimiz sorunları da hesaba katmalıyız. Bildiğim kadarı ile mühendislik sorunlarından biri Finlandiya'da kurulmakta olan EPR için yaşandı. 60 yıllık işletme lisansını alabilmek için olası bir yüksek basınç kazasında reaktör basınç kabını güvenli kılabilmek için, basınç kabı çelik kuşaklarının teftişlerden geçmesi gerekir. Teftişlerin, orta ve üst kısımdaki kuşaklar arasındaki mesafenin tasarımdakine nazaran bir kaç milimetre ayrık olduğunu ortaya çıkardığı, bu nedenle şimdilik sadece 40 yıllık ömür süreci için onaylandığı ve geri kalan yirmi yıl için ise ilave teftişlerin söz konusu olacağı söylenmektedir. Basınç kabı ve kuşakların kendileri de beton içerisine yerleştirildiğinden teftişlerin ve yeniden hesaplamaların sadece zaman değil ciddi para kayıplarına da yol açacağı aşikardır.

Konunun mali yönünü de görelim. Hepimiz Türkiye'nin cari açığının çok fazla olduğunu ve dünya ekonomisinin de ABD kaynaklı ciddi bir sarsıntı, durgunluk içerisinde olduğunu biliyoruz. Dünyada ABD dolarının diğer para birimlerine karşı değeri düşerken, buna karşın ekonomik sarsıntılar esnasında ülkemizden ABD doları çıkışı olduğundan, cari açığımız nedeni ile YTL'nin ABD doları karşısında değer kaybettiğini gözlemliyoruz. Bu durum, nükleer santral kurmak için kredi arayışı içerisinde olunduğunda yüksek faizle karşılaşılacağının, maliyetin artabileceğinin işaretidir. Eğer inşa sürecinde ciddi gecikmeler yaşanırsa, nükleer enerji karşıtlarının haklı çıkmayacağını sadece ümit ediyor ve bu konunun tatminkar bir açıklamaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Ancak 2015 hedefli pratik akıl, bu tür sorunların üstesinden gelmiş görünüyor.

Nükleer enerji ve teknolojisi uluslararası anlaşmalar çerçevesinde çok sıkı denetime tabi olan ve uluslararası kamuoyunda da kesin karşı çıkışların yaşandığı yegane teknoloji. Özellikle ikincisi nedeni ile de nükleer santrallerin kurulması ile ilgili bir kanun çıkartılırken, kamuoyunun hassasiyetlerini göz önüne alan maddelerin de kanunda yer alacağını beklemek doğaldır.

9 Kasım 2007'de kabul edilen 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallarinin Kurulmasi Ve İşletilmesi İle Enerji Satışına İlişkin Kanun'da ilk dikkatimi çeken noktalar bu çerçevede oldu. Gerek nükleer santral kurulması konusunda öncelikle ilgilendirilmesi gereken bakanlık olduğunu düşündüğüm Çevre Bakanlığının adının dahi kanunda yer almamış olması, gerekse bir kaza durumunda üçüncü kişilerin uğrayacakları zararlar konusundaki mevzuatı, uluslararası Paris Sözleşmesine atıfta bulunarak, yeterli görmesi doğrusu beni şaşırtmıştı.

Netice itibari ile bugün elimizde nükleer santrallerin kurulması, işletilmesi, lisanslanması konularında görev alması gereken kurumların ismen belirtilmediği, sorumluluklarının neler olacağının detaylandırılmadığı pratik bir kanun var. 2015'te de ilk nükleer santralimizi devreye alacağız!

Son olarak bir başka hususla yazımızı bitirelim. 5710 sayılı kanunun gerekçesinde, küresel ısınma açısından nükleer santrallerin kurulması gerekliliğinden bahsedilmektedir ki şahsen bu gerekçeye katılırım. Buna rağmen ülkemin koşulları gereği kömürle işletilen santrallerden de vazgeçemeyeceğini kabul ediyorum. Ancak gerekçelerinden birinin küresel ısınmaya dayandığı kanuna, kömür santrallerinin kurulmasına teşvik veren geçici madde ilavesi pratik bir çözüm olarak değerlendiriliyorsa bile, rahatsız edicidir kanaatindeyim.