Türkiye'de Nükleer Enerjinin Politiği

Türkiye'de Nükleer Enerjinin Politiği1
Tuncay BELEN2

Özet
Enerjiye olan ihtiyacın yeryüzünde hayatın başlamasından bile önce olduğunu bilmekteyiz. Kainatın oluşumunda süreçlerin tamamlanması belli enerjilerin dönüşümleriyle gerçekleşmiştir. İnsan varlığının başlamasıyla da enerjinin insan hayatında yine insan tarafından kullanılmaya başlaması eş zamanlı olarak gerçekleşmiştir. İnsanın bizatihi enerjisini yenileyememesi yaşamını yitirmesi olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla enerjinin önemi hayatın sürdürülebilirliği ile eş anlamlıdır.

Endüstriyel anlamda enerjinin önem kazanması ise, tekerleğin icadıyla başlamış, sanayi devrimiyle hız kazanmıştır. Bugün bilgi çağıyla enerji de kristarilize olarak bireyselleşmeye başlamıştır. Bu nedenle verimlilik, güvenilirlik ve ekonomik olması var olmasından daha ön plana çıkmıştır. Dolayısıyla, bilgi toplumunun talep ettiği enerji profilinden kastettiği, ihtiyaçların karşılanması gibi çok bayağı bir durumdan ziyade, kullanıldığında başkaca bir enerji ihtiyacına neden olmayan, kullanılırken ve kullanılmış hali de temiz olan ve ekonomik düzen içerisinde kalite süreçlerinin standart hale geldiği şu noktada maliyetleri fazlaca önemseyen yapıda ekonomik olma özelliğinden taviz vermeyen enerji şeklindedir. Durumun gittiği yöne işaret edecek olursak, en uygun enerji türünün elektrik enerjisi olduğunu söyleyebiliriz. Bugün dünyada elektrik üretiminde tercih edilen enerji kaynaklarının %17'sini oluşturan, Dünya nüfusunun üçte ikisinin yaşadığı alanlarda kullanılan, dünya ekonomisinin aslan payına sahip ülkelerin tercihi olan, çevreyle barışık, kullanıldığı ülkenin entelektüel sermayesine net katkısı ileri teknoloji ürünü olması nedeniyle en yüksek olan veya potansiyel bilgi üretimini barındıran ve günümüzün çağdaş ve olgunlaşmış enerji kaynağı olan nükleer enerjidir.

Nükleer enerji doğru ve etkin kullanıldığında Yeni Ufuklara yolculuğun yakıtı olmaya namzet en güçlü seçenektir.

Giriş
Bugünün dünyası elektrik enerjisini, ekonominin ve sosyal yaşamın vazgeçilemez bir öğesi konumuna getirmiştir. Kullanım kolaylığı, rahatlığı ve kalitesi elektrik enerjisini diğer enerji türlerine kıyasla ön plana çıkarmaktadır. Elektrik enerjisi bir yönüyle nihai mal diğer yönüyle ise ara mal özelliği taşımakta olup, gerek nihai mal gerekse ara mal olarak büyük bir önem arz etmektedir. Elektrik enerjisi sektörü ekonomideki bütün kesimlere girdi veren, ancak bütün kesimlerden girdi almayan bir sektördür. Bu nedenle elektrik sektöründeki darboğazlar bütün kesimleri etkilemektedir. Bu nedenle arz güvenliği çok yüksek seviyede olmalıdır. Elektrik normal bir ticari mal değildir. İkame edilmesi güç bir özelliğe sahip olan elektriğin, çok yüksek maliyetli olması ve fiziki olarak çok büyük mekânlar gerektirmesi nedeniyle stoklama olanağı bulunmamaktadır. Üretildiği an tüketilmesi gereken elektrik enerjisinde, tüketim aylara, günlere ve günün saatlerine göre değişkenlik göstermektedir. Bu nedenle üretim yöntemi ne olursa olsun tüm elektrik santrallerinin kurulu gücünün en yüksek talebi karşılayabilecek bir kapasiteye sahip olması gerekmektedir.

Elektrik enerjisinin belki de en önemli özelliği üretimin kesintisiz devam etmesinin zorunlu oluşudur. Bunun için üretimde daima belirli bir yedek kapasitenin hazır bulundurulması gerekmektedir. Satılan malın modaya bağlı olmaması, malın elde kalma riskinin olmaması, depo antrepo gibi ilave mekanlara, ambalaj gibi ilave masraflara ve geleneksel taşıma vasıtalarına gerek göstermemesi, müşterinin daima aynı yerde hazır ve sunulan elektriği satın almak zorunda olması, yatırımcıların gözünde sektörün cazibesini artırmaktadır.

Diğer taraftan, AB enerji politikasının amaçları, rekabet gücü, enerji arzının güvenliği ve çevrenin korunması arasında bir optimum dengeyi yakalamak olarak özetlenebilir. Yukarda da ortaya konulduğu gibi elektrik enerjisi vazgeçilmez iken ve dahil olmaya çalıştığımız AB'nin enerji politikalarının amaçları da ekonomik, sürekli ve çevre dostu bir enerjiyi tarif ettiğine göre, bu şartlara uyan nükleer enerji hemen akla gelmektedir. Gelişmiş ülkelerin 50 yıldır kullandığı bu enerji, artık çağdaş dünyanın emrinde çağdaş bir enerji kaynağıdır inancıyla gelişmekte olan ülkelerinde tercihi hatta zorunluluğu olmuştur.

Dünya nüfusu son 500 yılda 15 kat artmış, 6 milyardan fazla insana ulaşmıştır. Ancak, 1,6 milyar insan enerjiden tamamen mahrumdur. Enerji yokluğu ise, ülkelerin kalkınmasına, fakirlik ve açlığı yenmelerine en büyük engeldir. Dolayısıyla dünyanın enerjiye ihtiyacı hat safhadadır. Diğer taraftan küresel ısınma gibi çevresel sorunları çözmek için de çevrenin korunması artık büyük önem arz etmektedir. Burada yine temiz enerji kaynağı nükleer enerjinin önemi gündeme gelmektedir.

2050 yılında dünyanın enerji ihtiyacı bugünkü talebin iki katına çıkacağı tahmin edilmektedir. Bu hızlı artışı uluslar arası toplumun enerji politikalarının amaçlarına uygun olarak karşılayacak bir enerji kaynağına ihtiyaç vardır. Nükleer santrallerin şu anda ürettiği elektrik enerjisi miktarı, çok değil daha 40-50 yıl önce ortaya çıktıkları andaki tüm dünyanın enerji kaynaklarının tamamının ürettiği elektrik enerjisi miktarına eşittir. Bu da önemli bir üretim miktarıdır. Bugün dünya nüfusunun üçte ikisi nükleer santrallerin bulunduğu ülkelerde yaşamaktadır. İtalya, sırf nükleer santrale sahip olmadığından, dünyanın en yüksek miktarda elektrik ithal eden ülkesi konumundadır. Kısacası, nükleer enerji çağın enerjisidir.

Nükleer Enerjinin Dünü

Nükleer enerjinin geçmişine bakmadan önce, nükleer enerji nedir, kısaca onu açıklayalım.

Nükleer Enerji Nedir; Teknik olarak nükleer enerji, fisyon veya füzyon tepkimelerinde açığa çıkan enerjidir. Fisyon, ağır atom çekirdeğin nötron bombardımanı altında parçalanmasıdır. Füzyon, hafif atom çekirdeğinin çok yüksek sıcaklık ve basınç altında birleşmesidir. Füzyon tepkimesinde açığa çıkan ısı enerjisi, fisyon tepkimesinde açığa çıkan ısı enerjisinden çok daha fazladır ancak bu sıcaklığı kontrol edebilecek reaktör henüz yapılamamıştır.

Nükleer enerjiyi ekonomik anlamda şöyle karakterize edebiliriz; nükleer enerji, yüksek ilk yatırım maliyetine karşılık düşük üretim maliyeti olan, yakıt fiyatlarındaki değişimlere duyarsız kalabilen ancak atık yönetimiyle maliyet oluşturan, ekonomik ömrü uzun olan güvenilir düzeyde üretim yapabilen ve başarılı bir yönetimle çevre dostu olan bir enerjidir.

Nükleer enerjinin kullanımı denilince genellikle nükleer reaktörlerde fisyon reaksiyonu ile elde edilen ısı enerjisinin elektrik enerjisine dönüştürülmesi ve üretilen elektriğin kullanılması anlaşılmaktadır. Bu konudaki ilk çalışmalara, 1896 yılında uranyum madeninin keşfinden sonra, 1900'lerin başında Avrupa'da başlanılmıştır. 1905 yılında Einstein fisyon sonucu açığa çıkabilecek enerji hakkında öngörüde bulunmuştur. 1942'de ise Enrico Fermi ilk nükleer reaktörü yapmıştır. 1950'de İlk nükleer santral ABD'de kurulmuş ve bir yıl sonra da elektrik üretimine başlanılmıştır. Böylece, fisyonun keşfinden sadece 6 yıl sonra nükleer bombaya dönüşen ve iki sivil hedefe kullanılan bu enerjinin gücü, ticari amaçlı olarak kullanılmaya başlanmıştır ve bugün arzu edildiği şekilde sivil otoritenin emrinde vazgeçilmez bir enerji kaynağıdır.

Nükleer Santraller, nükleer enerji tepkimesiyle oluşan ısıyı kullanarak elektrik üreten santrallerdir. Bu santrallerin en önemli özelliği yakıt olarak kullandıkları uranyumun diğer santrallerin kullandığı yakıta göre çok daha fazla enerji içermesidir. Örneğin, 1 gram U235 2,5 ton kömüre eşdeğerdir.3 Bunu daha anlamlı bir şekilde ifade edecek olursak, 20 gram uranyumdan elde edilecek enerji bir arabanın bir yıllık enerji ihtiyacına denk gelmektedir. Elektrik üretiminde yaklaşık değerlerle bir kıyaslama yapabiliriz. Buna göre, 1.000MW gücündeki bir santral yılda ortalama %65 kapasite ile çalıştığında ihtiyaç duyacağı enerji kaynaklarının miktarları şöyle olabilir. 1,8 milyon ton kömür, 7,7 milyon varil petrol, 1350 milyon metreküp doğalgaz veya 125 ton doğal uranyumdur.4

Nükleer Santrallerin Önemi, ürettikleri elektriğe olan ihtiyacın büyüklüğünden kaynaklanmaktadır. Burada elektriğin nasıl üretildiğinden çok ekonomik ve güvenilir olması önemlidir. Ekonomik olmalıdır, keza bir çok sektörün temel girdisi durumundadır. Güvenilir olmalıdır, keza kesintilerin maliyeti küçümsenemez daha da önemlisi kesinti maliyeti çağdaş bir maliyet değildir. Şimdi enerji alanında Türkiye'de bugüne kadar yapılan çalışmalardan önemli olanlarını hatırlayalım.

Türkiye'nin Enerji Kronolojisi
1853 yılında İstanbul Beyoğlu'nda ilk havagazı fabrikası kurulmuştur. Daha sonra 1935'te Elektrik İşleri Etüt İdaresi, 1939'da İstanbul Elektrik Tünel ve Tramvay İdaresi kurulmuştur. 10 Temmuz 1946'da Çatalağzı elektrik santrali beş yılda tamamlanarak 1946'da hizmete girmiştir. 18 Aralık 1953'de Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü kurulmuş, 04 Eylül 1956'da Başbakanlığa bağlı Atom Enerjisi Komisyonu kurulmuş ve 26 Mayıs 1959'da Türkiye-ABD Atom Enerjisi İşbirliği Antlaşması imzalanmıştır. 22 Mayıs 1957'de Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) kurulmuştur. 25 Aralık 1963'de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 1970'de Türkiye Elektrik Kurumu kurulmuştur. 09 Eylül 1974'de Keban barajı ve hidroelektrik santrali hizmete girmiştir. 04 Temmuz 1975'te Bulgaristan'dan yılda 100milyon kWh elektrik alımına, başlanmıştır. 18 Eylül 1984'te SSCB ile doğalgaz sevkiyat antlaşması yapılmış. 19 Aralık 1984'te 3096 sayılı kanunla TEK dışındaki özel hukuk hükümlerine tabi sermaye şirketleri statüsüne sahip yerli ve yabancı şirketlere elektrik üretim, dağıtım ve ticaretini yapma imkanı tanınmıştır. 26 Aralık 1986'da İstanbul Gaz Dağıtım Sanayi ve Ticaret A.Ş. kurulmuştur. Ekim 1988'de Ankara'da konut ve ticaret sektöründe doğalgaz kullanılmaya başlanmıştır. Doğalgazın sanayide kullanımına ise Ağustos 1989'da başlanmıştır.

15 Mart 1990'da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde enerji tesislerinin finansmanı ve elektrik fiyatlarında istikrar sağlanması için elektrik enerjisi fonu kurulmuştur. Sera gazı emisyonlarının iklim sistemi üzerindeki olumsuz etkisini önlemek için İklim Değişikliği Çerçeve sözleşmesi 1994'te yürürlüğe girmiştir. 1993'te İGDAŞ'ın faaliyete geçmesinden sonra tüm havagazı fabrikaları kapatıldı. 12 Ağustos 1996'da Türkiye-İran Doğalgaz Antlaşması, 15 Aralık 1997'de Mavi Akım Antlaşması imzalanmıştır. 04 Haziran 2003'te Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü kurulmuştur. 2004 yılı içerisinde Uluslararası Hidrojen Enerjileri Teknoloji Merkezi Kurulması hakkında kanun yayımlanmıştır. 10 Mayıs 2005'te Türkiye, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunu Meclisten geçirerek kaynak çeşitliliğini artırma çabalarına devam etmiştir.

13 Temmuz 2006'da Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı hizmete girmiştir. Türkiye bir taraftan enerji çeşitliliğini artırmaya çalışırken diğer taraftan da enerji tasarrufu yapmaya başlamıştır.

Tasarruf Yılları:
Türkiye'nin enerji tasarruf potansiyeli; sanayide %20-%30, binalarda %30-%50 ve ulaşımda %20-%30 civarındadır. Toplam tasarruf potansiyelinin ekonomik büyüklüğü $3 Milyar olup, yaklaşık iki Keban barajı yatırımı büyüklüğündedir.5 Kaynağını, bu kayıp değerin oluşturduğu büyüklüğünün ekonomiye bir an önce kazandırılma arzusu, Enerji Verimliliğine ilişkin yasal düzenlemelere gereksinim duyulmasına neden olmuştur. Yasal düzenlemelerin 2007 yılı içerisinde tamamlanması beklenmektedir.

Ayrıca, son 2-3 yılda enerji tasarrufu konusuna baktığımızda ciddi adımlar atıldığını görmekteyiz. Örneğin, elektrik kayıp-kaçak oranlarını düşürmek için bir dizi çalışmalar başlatılmıştır. Kayıp oranlarını düşürmek için ekonomik verimliliği düşmüş malzemelerin yenilenme yatırımları yapılmaya başlanmıştır. Elektriği kaçak kullanma Türk Ceza Kanununda düzenleme yapılarak nitelikli suç sayılmıştır. Binalarda enerji verimliliği artırmak için örnek bir bina inşa edilerek binanın ısınma ve soğutma enerji giderleri yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanmıştır.

Enerji tarımı konusunda ilerleme kaydedilmeye başlanmıştır. 2005 yılında yağ bitkilerinin ithaline $1,2 Milyar döviz harcandığı dikkate alındığında sektörün potansiyelinin büyüklüğü anlaşılmaktadır. Türkiye'de her yıl 5 milyon hektar alan nadasa bırakılarak verimsizliğe terk edilmektedir. Bu alanlar biyoenerji üretiminde kullanılmasıyla $40 Milyarlık tarım sektörü içerisinde %5 gibi ciddi bir oranla yerini alacaktır. Böylece enerji ithaline harcanan tutardan yaklaşık $2 Milyarlık tasarruf, nükleer enerji yatırımına dönüştürülerek elektrik enerjisi üretiminde daha verimli bir alana tamamı öz kaynak niteliğinde kaynak aktarılmış olacaktır.

Türkiye'nin on yıllık yakın geçmişine göz attığımızda; 31 Ağustos 1996'da Enerji Bakanlığı, Enerji Yönetimi Dersi ve Kursu düzenleme esasları ile ilgili duyuru yayınlamıştır. 11 Aralık 1997'de tüm kamu kuruluşlarına enerji tasarrufu yapılması ile ilgili önlemler içeren Başbakanlık Genelgesi gönderilmiştir. 25 Aralık 1997'de elektrik tüketimini puant yükü en fazla olduğu saatlerden daha az olduğu saatlere çekebilmek için, bu saatlerdeki elektriğin fiyatı aşağı çekilerek farklı tarifeler uygulanmaya başlanmıştır. Enerji Bakanlığı, Enerji tasarrufu etütleri için yetki belgesi verilmesi esaslarına dair duyuruyu 08 Temmuz 1998'de yapmıştır. 04 Ekim 2000'de Enerji tasarrufuna ilişkin yeni bir Başbakanlık Genelgesi yayınlanmıştır.

Diğer taraftan da enerji sektörünün rekabete açılması, liberal bir piyasanın oluşması, sektör için en sağlıklı uzun vadeli çözüm olacağından gerekli yasal düzenlemeler 2000'li yıllardan sonra yapılmaya başlanmıştır.

Liberalleşme Süreci: 03 Mart 2001'de yayımlanarak yürürlüğe giren Elektrik Piyasası Kanununun amacı 1.maddede "elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterebilecek, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve dağıtımın sağlanmasıdır6" şeklinde belirtilmiştir.

02 Mayıs 2001'de yayımlanarak yürürlüğe giren Doğal Gaz Piyasası Kanununun amacı 1.maddede; "doğal gazın kaliteli, sürekli, ucuz, rekabete dayalı esaslar çerçevesinde çevreye zarar vermeyecek şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, doğal gaz piyasasının serbestleştirilerek mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir doğalgaz piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin sağlanmasıdır7" şeklinde belirtilmiştir.

20 Aralık 2003'de yayımlanan Petrol Piyasası Kanununun amacı 1.maddede; "yurtiçi ve yurtdışı kaynaklardan temin olunan petrolün doğrudan veya işlenerek güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içerisinde kullanıcılara sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi için yönlendirme, gözetim ve denetim faaliyetlerinin düzenlenmesini sağlamaktır8" şeklinde belirtilmiştir.

13 Mart 2005'de yayımlanarak yürürlüğe giren Sıvılaştırılmış Petrol Gazları Piyasası Kanununun amacı birinci maddede; "yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan temin olunan sıvılaştırılmış petrol gazlarının güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içerisinde kullanıcılara sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi için gerekli düzenleme, yönlendirme, gözetim ve denetim faaliyetlerinin yapılmasını sağlamaktır."9 şeklinde belirtilmiştir.

18 Mayıs 2005'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanılmasına dair Kanunun amacı birinci maddesinde; "yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımının yaygınlaştırılması, bu kaynakların güvenilir, ekonomik ve kaliteli biçimde ekonomiye kazandırılması, kaynak çeşitliliğinin artırılması, sera gazı emisyonlarının azaltılması, atıkların değerlendirilmesi, çevrenin korunması ve bu amaçların gerçekleştirilmesinde ihtiyaç duyulan imalat sektörünün geliştirilmesidir."10 şeklinde belirtilmiştir.

Görüldüğü üzere, enerji sektöründe piyasa mekanizmasının oluşturulması ve sağlıklı bir yapıda çalıştırılması, enerji arz güvenliğinin sağlanması, tüketicilerin korunması, üreticilerin rekabet edebilme olanaklarının artırılması, iklim ve çevrenin koruması gibi konular hakkında gerekli yasal düzenlemeler yapılmıştır.

Tüm bu düzenlemelere olan ihtiyacın nedeni enerji sektörünün özellikle de gelişmekte olan ülkelerde nüfus artış hızından daha büyük bir hızla büyümesidir. Bundan dolayıdır ki enerji kaynaklarının güvenli, temiz ve ekonomik olması noktasında özel bir hassasiyet gösterilmektedir. Bu aranan özel hassasiyetlerin tamamı nükleer teknolojiden faydalanan nükleer santrallerde üretilen elektrik enerjisinin özelliklerinde bulunmaktadır. Bir başka deyişle, nükleer santrallerdeki üretim ekonomik, çevre dostu ve istikrarlı bir düzeydedir.

Türkiye'nin Nükleer Enerji Kronolojisi
Nükleer enerji kavramı Türkiye'nin gündemine ilk kez 1962'de girmiş ve Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezince 1MW gücünde TR-1 adında bir deney reaktörü işletmeye alınmıştır. Nükleer santrallerle ilgili ilk etütler 1967-70 yılları arasında yapılmıştır. TEK'e bağlı olarak kurulan Nükleer Enerji Dairesi 1972'de çalışmaya başlamıştır. II.Beş Yıllık Kalkınma Planında, 1977 yılında işletmeye alınmak üzere 300-400MW gücünde bir nükleer santral kurulması öngörülmüş, ancak yer seçiminde karşılaşılan güçlükler ve diğer gelişmeler nedeniyle proje gerçekleşmemiştir. Ardından 1983 yılında işletmeye alınmak üzere 600MW bir santral planlanmış ve kuruluş yeri olarak Akkuyu belirlenmiştir. Ancak firmalarla yapılan görüşmeler karara bağlanamamıştır.11 1980'de ikinci santral yeri olarak Sinop'un İnceburun mevkii seçildi ve ön araştırma yapılmıştır, ancak çeşitli nedenlerle çalışmalar durdurulmuştur.

1983 yılında Akkuyu ve Sinop için teklifler alınmış, Kanada firmasına Akkuyu'da 634 MW, Almanya firmasına Akkuyu'da 990 MW, ABD firmasına Sinop'ta 1185 MW gücünde bir veya iki nükleer santral kurmak üzere niyet mektupları verilmiş, ancak firmalarla görüşmeler tamamlanamamıştır. Ardından, 1986'da meydana gelen Çernobil kazasının neden olduğu olumsuz ortamdan dolayı çalışmalar askıya alınmıştır. TEK Nükleer Santraller Dairesi kapatılmış ve 1989 yılında Arjantin'le başlatılan ortak projeden de hukuki, mali ve teknolojik nedenlerle 1991 başlarında vazgeçilmiştir.12

Ekim 1992'de TEK, dünyadaki belli başlı nükleer santral imalatçısı firmalara bir mektup yazarak, 2002 yılında devreye girecek şekilde 1.000MW gücünde bir veya iki üniteli nükleer santralin kurulması için teknik ve mali konularda bilgi istemiştir. Akkuyu nükleer santral projesi, Ocak 1993'te Resmi Gazetede yayımlanarak tekrar yatırım programına alınmıştır. 17 Aralık 1996'da uluslararası ihaleye çıkılmış ve 15 Ekim 1997'de AECL, NPI ve Westinghouse konsorsiyumlarından teklifler alınmıştır. Kararın açıklanması çeşitli nedenlerle 8 kez ertelendikten sonra, 25 Temmuz 2000'de Bakanlar Kurulu Kararı ile ihale iptal edilmiş ve ikinci defa kurulmuş olan Nükleer Santraller Dairesi tekrar kapatılmıştır.13

Bugün nükleer santrallerin dünyadaki dağılımına ve Ülkemizdeki durumuna kısaca bakalım.

Nükleer Enerjinin Bugünü
Nükleer enerjinin bugünü konusunu açıklarken, bunu belirli başlıklar altında toplamaya çalışalım. Böylece, nükleer enerjinin niçin tercih edildiğinin gerekçelerini de anlamaya çalışmış oluruz.

1.Nükleer Enerji, Elektrik Üretiminde Büyük Paya Sahip Bir Enerji Kaynağıdır.

Bugün nükleer enerji kendisini dünyaya kabul ettirdiğini ve hatta vazgeçilmez bir enerji kaynağı olduğunu, birçok gelişmiş ülkede yıllardır kullanılıyor olmasına ve yeni siparişler verildiğini göz önüne alarak rahatlıkla söyleyebiliriz. Dünyada 31 ülkede 443 adet nükleer santral işletme halinde ve 370 bin MW gücündedir. Dünya enerji üretiminin %17'si nükleer santrallerde üretilmektedir. 28 adet nükleer santral de inşaa halindedir. Nükleer santrali tercih eden ülkelere baktığımızda çoğunluğu gelişmiş ülkelerden oluşmaktadır. Bir başka deyişle, İnsan haklarının geliştiği, demokratikleşme sürecinde en ileri düzeyde olan, sanayisinde kaliteyi standart haline getiren ve tüketiciyi koruma noktasında belirli başarı düzeylerine erişmiş olan bu ülkeler temiz, ekonomik ve kesintisiz elektrik üreten bu santralleri tercih etmişlerdir. Aşağıdaki tabloda nükleer santral kurmuş olan ülkeler ile geçmişte nükleer enerji kullanmış olan ülkeler görülmektedir.

Nükleer Santrallerin Ülkelere Göre Dağılımı - 2005
Sıra No Reaktör Sahibi veya
Kullanan Ülkeler
İşletmedeki
Reaktörler
İnşaa Halindeki
Reaktörler
Kapatılan ve
Sökülen Reaktörler
Adet Adet Adet
1 ABD 104 0 23
2 Almanya 17 0 20
3 Arjantin 2 1 0
4 Belçika 7 0 1
5 Brezilya 2 0 0
6 Bulgaristan 4 2 2
7 Çek Cumhuriyeti 6 0 0
8 Çin 9 3 0
9 Ermenistan 1 0 1
10 Finlandiya 4 1 0
11 Fransa 59 0 11
12 Güney Afrika 2 0 0
13 Güney Kore 20 0 0
14 Hindistan 15 8 0
15 Hollanda 1 0 1
16 İngiltere 23 0 22
17 İran 0 1 0
18 İspanya 9 0 1
19 İsveç 10 0 3
20 İsviçre 5 0 0
21 İtalya 0 0 4
22 Japonya 56 1 3
23 Kanada 18 0 7
24 Kazakistan 0 0 1
25 Kuzey Kore 0 1 0
26 Litvanya 1 0 1
27 Macaristan 4 0 0
28 Meksika 2 0 0
29 Pakistan 2 1 0
30 Romanya 1 1 0
31 Rusya 31 4 4
32 Slovakya 6 0 1
33 Slovenya 1 0 0
34 Tayvan 6 2 0
35 Ukrayna 15 2 4
Dünya Toplamı 443 28 110
Kaynak: Nükleer Dünyası

2. Nükleer Enerji Kullanan Ülkeler Dünyanın Geneline Yayılmış Konumdadırlar.

Aşağıdaki tabloda ise, elektrik ihtiyacının %25 ve yukarısını nükleer enerjiden sağlayan ülkeler görülmektedir. Bu tablonun çıkarılmasının amacı, acaba nükleer enerjiyi en çok tercih eden ülkelerin en azından coğrafi olarak bir ortak nedenleri mi var? Hayır. Açıkça görülmektedir ki, ülkelerin belirli bir bölge de toplanmış olmaları söz konusu değildir.

Nükleer Enerjinin Elektrik Üretimindeki Payı

Nükleer Enerjiyi En yoğun
Kullanan Ülkeler
Toplam Elektrik Üretimdeki
Nükleerin Payı (%)
Fransa 78.5
Litvanya 69.6
Slovakya 56.1
Belçika 55.6
Ukrayna 48.5
İsveç 46.7
Güney Kore 44.7
Bulgaristan 44.1
Ermenistan 42.7
Slovenya 42.4
Maceristan 37.2
Finlandiya 32.9
Kaynak: www.nei.org

3. Dünyanın En Büyük Ekonomisi ve Nükleer Enerjiyi İlk Kullanan Ülkesi ABD'nin Nükleer Enerji Kullanımı İstikrarlı bir Artış Göstermiştir.

Enerji üretiminde kaynak dağılımı genelde beş tür üzerinde gerçekleşir. Bunlar, kömür, hidrolik, doğalgaz, nükleer ve yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. ABD, genelde arzu edildiği şekilde, nükleer enerji kaynağına düşen %20'lik payı 1990'lı yıllarda gerçekleştirmiş ve bu oranı 2005 yılına kadar istikrarlı bir şekilde bu düzeyde tutmayı başarmıştır.

ABD Elektrik Üretim Kurulu Gücünde Nükleer Santrallerin Payı

Yıl Toplam Kurulu
Güç MWh
Nükleer Satrallerin
Gücü MWh
Nükleerin Payı
1973 1,864,056,631 83,479,463 4.5%
1975 1,920,754,569 172,505,075 9.0%
1980 2,289,600,364 251,115,575 11.0%
1985 2,473,002,122 383,690,727 15.5%
1990 3,037,988,277 576,861,678 19.0%
1995 3,353,487,362 673,402,123 20.1%
2000 3,802,105,043 753,892,940 19.8%
2001 3,736,643,653 768,826,308 20.6%
2002 3,858,452,252 780,064,087 20.2%
2003 3,883,185,205 763,732,695 19.7%
2004 3,970,555,289 788,528,387 19.9%
2005 4,037,988,710 782,012,794 19.4%
Kaynak: Energy Information Administration

4. Nükleer Enerji İle Elektrik Üretim Maliyeti Düşüktür.

Günümüzde işletilmekte olan nükleer güç santrallerinin ilk yatırım maliyeti diğer enerji üretim teknolojilerine göre daha yüksektir. Bunda yüksek güvenlik ve kalite anlayışı önemli bir rol oynamaktadır. İlk yatırım maliyeti ülkeden ülkeye ve seçilen teknolojiye göre değişmekle birlikte maliyet 2.000-2.500 $/kW arasındadır. Nükleer santrallerin fosil yakıtlı santrallere göre en önemli avantajı yakıt maliyetinin düşüklüğü (0,3-0,5 cent/kWh) ve üretim maliyetine olan etkisinin görece azlığıdır. Şöyle ki; yakıt maliyetinin iki misline çıkması nükleerde üretim maliyetini %10 etkilerken, aynı durum doğal gaz santrallerinde yaklaşık %60-80 artış getirebilmektedir. Nükleer enerji santralinin üretim maliyetini oluşturan unsurlar ve ortalama maliyetleri aşağıda verilmiştir.14

İlk Yatırım: 2,28 cent/kWsaat % 63
İşletme-bakım: 0,90 cent/kWsaat % 25
Yakıt*: 0,45 cent/kWsaat % 12
Toplam**: 3,63 cent/kWsaat % 100

* Atık depolama ve söküm maliyeti hariç (yaklaşık değer 0,2 cent/kWsaat)
** İşletme sırasında yapılacak olan kapital yatırımı hariç

5. Nükleer Enerji Çevre Dostudur.

Nükleer enerji çevre dostu bir teknolojidir. Nükleer santrallerin güvenlik değerlendirmesi bağımsız lisanslama kuruluşları tarafından son derece tutucu varsayımlara göre yapılmaktadır. Ayrıca bu santraller işletmede oldukları sürede sürekli denetim altındadır. Bu nedenle nükleer santrallerin çevre ve insana zarar verebilecek şekilde kaza yapma riski, günümüzde kullandığımız diğer teknolojik ürünlere göre, yok denecek kadar azdır. Bir nükleer santralın çevresinde yaşayan insanlara yüklediği yıllık doz doğal radyasyonun çok altındadır.15 Örneğin, Doğal radyasyon banyosunun insana yüklediği yıllık radyasyon dozu yere bağlıdır. Bu, İstanbul'da 0,66mSv/yıl, Ankara'da 0,9mSv/yıl, Erzurum'da 1,75mSv/yıl ve altında toryum yatakları bulunan Sivrihisar'da 3,74mSv/yıl, Rio de Janeiro plajlarında 6mSv/yıl, Hindistanda Kerala Bölgesinde 15mSv/yıl'dır. Şimdide nükleer santrallere ilişkin örnek verelim.

ABD'nin tüm nükleer endüstrisinin bir kişiye yüklediği fazladan doz 0,001mSv/yıl, 1.000MWe'lik bir kömür santralinin kişiye yüklediği doz 0,004mSv/yıl, Çernobil kazasında Türkiye'de kişi başına ilk yıl boyunca alınmış olan doz 0,6mSv/yıl, akciğer röntgeni çektirirken alınan doz 0,8-1,2mSv; bilgisayar, TV, fosforlu saatlerden alınan çevre radyasyonunun dozu 2,5mSv/yıl'dır. WHO ve ILO'nun sivil halk için müsaade ettikleri türetilmiş maksimum doz 5mSv/yıldır. Kaldı ki, Dünya'da yüksek yerlerde ve doğal radyasyon düzeyi yüksek olan ovalarda yaşayanların ömürlerinin, ortalama olarak, daha düşük radyasyon düzeyine maruz yerlerde yaşayanlarınkinden daha yüksek olduğu da bilinen bir gerçektir. Bununla beraber, bilimsel ve epistemolojik açıdan bu gözlem de söz konusu radyasyon düzeyi ile uzun ömürlü olmanın arasında bir "sebep-sonuç ilişkisi" bulunduğunun kesin kanıtı değildir.16

CO2 emisyonuna neden olmaz. Dünyada kurulu bulunan nükleer santraller yılda 2300 milyon ton CO2 emisyonuna engel olmaktadır. SO2 emisyonuna neden olmaz. Dünyada kurulu bulunan nükleer santraller yılda 42 milyon ton SO2 emisyonuna engel olmaktadır. NOx emisyonuna neden olmaz. Dünyada kurulu nükleer santraller yılda 9 milyon ton NOx emisyonuna engel olmaktadır. Atık kül üretimine neden olmaz. Dünyada kurulu bulunan nükleer santraller yılda 210 milyon ton kül üretimine engel olmaktadır.17 Bu durumu somutlaştırmak için Nükleer santrallerin 1999 yılındaki kurulu gücü olan 349 Bin MWe'ye eşdeğer kömür santrallerine göre çevreye yaptıkları katkıyı şöyle ortaya koyabiliriz. 349Bin MWe gücündeki nükleer santraller bir yılda; 872Milyon ton kömür israfına, 2 Milyar ton CO2 gazının salgılanmasına, 42 Milyon ton SO2 gazının salgılanmasına, 9 Milyon ton NOx gazının salgılanmasına ve 210 Milyon ton külün üretimine ve 70 Milyar Becquerel'lik radyasyonun yayılmasına engel olmuşlardır.18 Bu kazanımlar bir taraftan kaynak israfını önlemiş diğer taraftan dünya sağlığının korunmasına önemli katkı sağlamıştır. Özellikle insan sağlığına yaptığı katkıyı ölçmek bir hayli zor olacaktır ama önemli olan sağlığın korunmasıdır. Çünkü sağlıktaki en çağdaş maliyetler koruma ve korunma maliyetleridir.

Yukarıda da rakamlarla ifade edildiği üzere, nükleer enerji halkın sağlığını tehdit etmediğine göre, gelecek nesillere kirletilmiş bir dünyanın miras kalacağı iddiası tutarsızdır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, gelecek nesillere enerji açığı olan bir ülke bırakmanın, onların gasp edilen refah seviyeleri demek olduğunu unutmamaktır.

6. Nükleer Enerji İhtiyaç Duyduğu Donanımlı Potansiyel İnsan Kaynakları ile Bilimsel Araştırma Merkezlerinin Kurulmasına Neden Olur.

Nükleer enerji içinde barındırdığı nükleer teknoloji ile donanımlı insan kaynaklarına ihtiyaç duymaktadır. Nükleer teknolojinin kullanım alanları, tıp, tarım, gıda güvenliği, askeri araçlar, sanayi, tüketici ürünleri, uzay çalışmaları ve enerji üretimi olarak sıralanabilir. Bu kadar çok alanda kullanılan bu teknoloji yoğun olarak ar-ge çalışmalarına ihtiyaç duymaktadır. Dolayısıyla, bu teknolojiden birçok alanda faydalanmak isteyen ülkeler Bilim Merkezleri kurmayı tercih etmektedirler. Bilim Merkezleri içerisinde, Nükleer Enerji Araştırma Merkezi, Nükleer Tıp Araştırma Merkezi, Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi gibi yerler bulunmaktadır. Bunlar, ar-ge çalışmaları neticesinde elde ettikleri bulguları paylaşıma açarak, ortak araştırma alanlarında gereksiz tekrarlardan sıyrılma veya birinin bulgusu diğerinin araştırmalarında veri olabileceği durumlar söz konusu olabilmektedir. Bu disiplinler arası dayanışma, bir "Bilim Üssü"nün gelişimindeki en önemli unsur olan sinerjiye büyük katkı sağlamaktadır. Şüphesiz bilimsel çalışmalardaki en büyük rol insan kaynağına düşmektedir. Kısacası, bu merkezler en donanımlı insan kaynağını hem içermektedir hem de yetiştirmektedir.

7. Nükleer Enerji Olgunlaşmış Bir Enerji Kaynağıdır.

Nükleer enerji yerine niçin güneş enerjisi veya rüzgar enerjisi gibi kaynaklar tercih edilmemektedir, şeklinde bir soru çoğu kez sorulmaktadır. Güneş enerjisi tükenme endişesi bulunmayan ve enerji üretimi sırasında sera gazlarının salınmasına sebep olmayan temiz bir enerji kaynağıdır. Keza rüzgâr içinde aynı özellikleri söyleyebiliriz. Zaten rüzgâr enerjisinin de kaynağı güneştir. Fakat güneş enerjisi yılın her gününde hatta günün her saatinde aynı seviyede gelmemektedir. Dolayısıyla depolama maliyetleri de günümüzde ekonomik olmamaktadır. Ayrıca, düşük enerji yoğunluğu sebebiyle termik ve nükleer santrallere oranla çok daha büyük bir alana ihtiyaç duymaktadır. Bu da aynı miktarda enerji üretimi için daha fazla doğal alanın etkilenmesi anlamına gelmektedir.

Türkiye'nin henüz sanayileşmesini tamamlayamadığından enerjiye olan talebin daha uzun bir süre hızlı bir artış trendinde olacağı dikkate alındığında, güvenilir ve ekonomik enerji kaynaklarına yönelmesi ve enerji politikalarını bu olgunlaşmış enerji kaynaklarını kapsayacak şekilde oluşturması akılcı bir davranış olacaktır.

8. Nükleer Enerji Bir Tercih Değil, Mecburiyettir.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, "Nükleer enerji konusu tercihimiz değildir, aynı zamanda mecburiyetimizdir"19 dedi. Nükleer enerjinin çağdaş dünyaya entegre olma çabasını sürdüren bir ülke için bir tercih değil, mecburiyet olarak nitelendirilmesindeki temel neden dar anlamda aşağıda açıklandığı üzere enerji üretimindeki güvenilirlik ve ihtiyaç gösterilebilir. Ancak konuyu geniş anlamda değerlendirirsek, nükleer enerjiden sivil otoritenin faydalanması, ülkenin bu teknolojiye sahip olması demek enerji sektörü kapsamında çağdaşlık eşiğini geçmiş olması, belli bir yetkinliğe eriştiğinin göstergesidir.

Türkiye'nin 2005 yılı elektrik tüketimi 160 Milyar kWh olarak gerçekleşmiştir. Elektrik tüketimi nüfus artış hızı, GSMH büyüme hızı, refah düzeyindeki artış gibi unsurlara bağlı olarak değişmektedir. Ülkenin her alanda gelişme potansiyeli yüksek olması nedeniyle, elektrik tüketimindeki yıllık artış %7 seviyelerine kadar çıkabilmektedir.

Bu tüketimdeki büyümeye göre, 2020 yılında elektrik enerjisine olacak talebe ilişkin bir projeksiyon yapıldığında aşağıdaki tablolarla karşı karşıya kalınmaktadır.

Elektrik üretim boyutuna baktığımızda, ülkemizde temelde dört enerji kaynağını görüyoruz. Aşağıdaki tabloda kaynaklarına göre 2005 yılı elektrik üretimi verilmiştir.

2005 YILI TÜRKİYE ELEKTRİK ÜRETİMİ

Enerji
Kaynağı
Kurulu
Güç MW
Üretim Kapasitesi
Milyar kWh/yıl
Fiili Üretim
Kapasitesi
Milyar kWh/yıl
Kapasite
Kullanımı
Kömür 10.076 67,7 44,0 65%
Akaryakıt 3.110 20,5 8,5 41%
Doğalgaz 13.484 102,3 66,5 65%
Hidroelektrik 12.941 46,5 42,0 90%
TOPLAM 39.611 237,0 161,0 68%
Kaynak: Su Dünyası, Mart 2006 s.7

Tabloda da görüldüğü üzere santraller tam kapasite çalışmış olsa 237 Milyar kW/h elektrik üretmiş olacaktır. Ayrıca, 2020 yılına kadar Türkiye tüm enerji kaynaklarımın tamamını kullanıyor durumuna gelse de 400-500Milyar kW/h elektrik üretebilecek kapasiteye ulaşamamaktadır.

Türkiye'nin enerji taleplerini karşılamak için 2015'te 60 bin megavat/gün, 2020'de 96 bin megavat/gün kurulu güce ihtiyacı olacak. Petrol, doğalgaz, hidroelektrik, jeotermal dâhil bütün kaynaklar harekete geçirilse de 2015'ten itibaren 5 bin megavatlık bir enerji açığı ile karşı karşıya kalınacak. Bunun nükleer enerji yoluyla ya da yeni kaynaklarla kapatılması şart. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı önümüzdeki 30 yılda enerji alanında 130 milyar doların üstünde yatırım yapmayı hedefliyor.20

Türkiye'nin enerji ihtiyacı 87-88 milyon ton petrol enerjisine eş değerde. Bunun yüzde 38-39'u petrolden, yüzde 29'u doğal gazdan, yüzde 27'si ithal ve yerli linyitle kömürden karşılanıyor. Geri kalanı ise hidrolik enerji ve odundan. Türkiye, güneş, rüzgar, jeotermal enerjisini kullanabilir. Türkiye'nin elinin bir an önce enerji yatırımlarıyla güçlendirilmesi gerekiyor. Yoksa bugün şikâyet ettiğimiz yüzde 70'lerdeki dışa bağımlılığımız katlanarak büyüyecek. Dünya elektrik talebinin yüzde 17'sı nükleer enerjiden karşılanıyor. Yapılan projeksiyonlara göre 2010 yılında nükleer kapasite, mevcut kurulu gücün 10 katına, elektrik üretim payı da yüzde 16'dan yüzde 46'ya çıkacak. 2030 enerji ihtiyacı tahminlerine göre Türkiye'nin 24 yıl sonraki enerji ihtiyacı yüzde 160 artacak. Doğalgaz ve petrol açısından enerjide dışa bağımlılık yüzde 80'lere dayanacak. Nükleer santraller açığı kapatmanın vazgeçilmez alternatiflerinden biri haline gelecek. Nükleer santraller, AB yolundaki Türkiye'nin enerji ihtiyacı konusunda hızla artan dışa bağımlılığını engelleyecek yöntemler arasında en önemli alternatif olarak görülüyor. Rusya-Ukrayna arasında bir süre önce yaşanan doğalgaz krizi, nükleer ısrarı yüzünden savaşla burun buruna gelen İran'ın durumu ve savaş sonrası varili 70 doları bulan petrol fiyatlarının önlenemez artışı, nükleer enerji üretiminden başka çaremiz kalmadığını ortaya koyuyor.21

Dolayısıyla, elektrik üretiminde yeni enerji kaynaklarına ihtiyaç duyulmaktadır. En uygun görünen alternatiflerin başında, gelişmiş dünyanın 50 yıldır kullandığı nükleer enerji gelmektedir. Taşıdığı riskler bakımından kömür santrallerinin çok altında kalması, ekonomik ömrünün 60 yıl gibi çok uzun olması, işletme maliyetlerinin düşük olması, yakıt fiyatlarındaki değişimlere duyarsız kalabilmesi, çevre dostu ve çağdaş bir enerji kaynağı olması gibi noktalar nükleer enerjiyi vazgeçilmez kılmaktadır.

Nükleer Enerjinin Geleceği
Nükleer Enerji kırk yılı aşkın geçmişi ile bugün dünya elektriğinin %17'sini karşılamaktadır. Bu oran, nükleer enerjinin gerektirdiği yüksek ilk yatırım maliyeti ve ileri teknoloji aslında kısa vadede hemen devreye sokulacak bir enerji üretim yöntemi olmaması sebebiyle, oldukça yüksek bir orandır. Zaman içerisinde bu enerjiye dünyanın büyük çoğunluğu ihtiyaç duyacaktır ancak nükleer enerjiye yeterli fonu bulabilenler buna sahip olabileceklerdir. Bir başka deyişle, önümüzdeki yüzyılda nükleer enerjiyi tercih etmek demek sadece nükleer santralin kurulum, işletim ve yakıt maliyetine gerekli finansal kaynağı sağlayabilme ile eşdeğer olacağı öngörülmektedir. Zaten günümüzde de, biraz zenginleşen ülkelerin, büyümeden dolayı ihtiyaç duydukları yoğun enerjiyi nükleer enerjiden elde etme yoluna gitmektedirler. Hindistan'da sekiz, Çin'de üç nükleer santralin inşaatı devam etmektedir.

Kaldı ki, son elli yıldan beri söylenen petrol kaynaklarının 50-100 yıl içerisinde biteceği öngörüsü yapılmaktadır. Petrol kaynakları giderek önem kazanmaktadır. Şöyle ki, Enerji diplomasisi içerisindeki payını artıran petrol, dünya politikalarını belirler olmuş, hatta dünya barışının en önemli tehdit kaynağını oluşturmaktadır. Son bir yıldır fiyatındaki aşırı artışlar ülke ekonomilerini zorlar duruma gelmiştir. Bu aşırı fiyat artışları, bu kaynağın sonun başlangıcını hazırlamaktadır. Keza birçok ülke yeni enerji kaynaklarına yönelme konusunda ar-ge çalışmalarını hızlandırmaktadır. Neticede, petrol kaynakları belki de daha bitmeden çok pahalı olduğu, çevre dostu olmadığı gibi sebeplerden ötürü terk edilebilecektir. Yeter ki, ikame enerji kaynağı ekonomik ve güvenli bir şekilde ulaşılabilir duruma gelsin.

Diğer taraftan tatlı su kaynaklarının biteceği tahmin edilmektedir. Dünyada bugün bile nüfusun önemli bir kısmı su kaynaklarından mahrumdur. Gelecekte tuzlu suyun arıtılması için büyük miktarda enerjiye ihtiyaç duyulacaktır. Bir başka ifade ile, bugün enerji üretiminde kullanılan suyun, gelecekte su üretimi için enerjiye ihtiyaç duyulacağı endişesi günden güne artmaktadır, suyun hem tasarruflu kullanılması hem de yeni su kaynaklarının bulunabilmesi için çeşitli araştırmalar yapılmaktadır. Suyun önemini en sade biçimiyle ifade edildiğinde, "su hayattır" diyebiliriz. Buna göre, suyun vazgeçilmezliği bir gerçektir. O halde gelecekte suyun üretilmesi gerekirse enerji ihtiyacı kaçınılmaz olacaktır. Dolayısıyla şöyle bir öngörüde bulunulabilir; Nükleer gücün temiz enerjisi, temiz elektrik üretiminin de ötesinde, dev miktarlarda tuzlu suyun arıtımında kullanılabilir. ‘Tuzdan arıtma' tesisleri, 2025 yılına kadar dünya nüfusunun yarıdan fazlasını etkileyebilecek olan tatlı su kıtlığını gidermeye yardımcı olabilecektir. İhtiyaç duyulan enerji, nükleer güçten sağlanabilir. Bir başka ifadeyle; Nükleer enerji geleceğini, belki de sudan vazgeçemeyecek olan insanoğlunun yaşamında hayati bir önem arz edecek bu rolü üstlenerek garanti altına almaktadır.

Sonuç
Bugüne kadar ülkelerin gelişmişlik düzeylerini ölçen birçok kriter kullanıldı. Çağdaş dünyamızda ise belki de en önemli kriter kendi kendine yetebilen olabilme özelliğidir. Farklı bir ifadeyle, ülkelerin sorun çözebilme yetenekleri gelişmişlik düzeylerinin göstergesidir, diyebiliriz. O halde gelişmekte olan bir ülkenin o güne kadar gelişememesindeki en önemli nedenlerden biri de enerji kaynaklarının kıtlığı veya daha vahimi sahip olduğu zengin enerji kaynaklarından yeterli enerjiyi elde edememesi olduğu söylenebilir. Enerjiyi üretebilme yeteneği olmayan ülkeler genelde ithal etme yoluna gitmekte, bu da doğal olarak bütçelerine yük getirmektedir. Aynı zamanda bu yöntem uzun vadeli bir çözüm olmadığı gibi hazırı tüketmek olarak da nitelenebilir. Dolayısıyla, gelişmenin süreci öncelikle iyi bir planlama gerektirmektedir. Bu planlar mutlak suretle ülkenin enerji kaynaklarını faaliyete geçirecek çalışmaları içermelidir. Nasıl ki, teknolojinin yakıtı bilgi ise, Enerji planlaması da, ekonomik katma değer oluşturma çabalarının yakıt kaynaklarını oluşturacaktır. Enerjisiz kalkınma olamayacağı için, kalkınmanın sürdürülebilir olması için, sürekli, ekonomik ve çevre dostu enerji kaynaklarına ihtiyaç vardır. Bu da günümüzün çağdaş enerjisi olan nükleer enerjiden elde edilebilecektir.

Kaynakça

1. Bekir YENİAY: Türkiye Gazetesi, "Nükleere Muhtacız", 14 Nisan 2006

2. Nuclear Energy Institute www.nei.org

3. "Nükleer Enerji ve Türkiye", Su Dünyası, Mart 2006. Sayı. 32

4. Energy Information Administration www.eia.doe.gov

5. Enerji Boyutu www.enerjiboyutu.com

6. ETKB: Enerjide Atılım Yılları, Ankara. Haziran 2005

8. Hatice SARIDOĞAN: "Nükleer Enerji/Bitmeyen tartışma" Reel Sektör Mart 2006

9. Prof.Dr.Ahmet Yüksel ÖZEMRE - Prof.Dr.Ahmet BAYÜLKEN - Prof.Dr.Şarman GENÇAY: 50 Soruda Türkiye'nin Nükleer Enerji Sorunu, İstanbul 2000.

10. Prof.Dr.Vural ALTIN: "Nükleer Dosya" Bilim ve Teknik, Mart 2006 C.39 Sayı 460

11. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu. Madde.1 03 Mart 2001 Tarih ve 24335 sayılı Resmi Gazete.

12. 4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu. Madde.1 02 Mayıs 2001 Tarih ve 24390 sayılı Resmi Gazete.

13. 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu. Madde.1 20 Aralık 2003 Tarih ve 25322 sayılı Resmi Gazete.

14. 5307 sayılı Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Kanunu Madde.1 13 Mart 2005 Tarih ve 25754 sayılı Resmi Gazete.

15. 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanılmasına dair Kanun. Madde.1 18 Mayıs 2005 Tarih ve 25819 sayılı Resmi Gazete.

 

  1. 1. ESAM Stratejik Araştırma Dergisi, Yıl:1 Sayı 1 Şubat 2007 yayımlanmıştır.
  2. 2. Finansal Ekonomist, Gazi Üniversitesi Doktora Öğrencisi
  3. 3. Prof.Dr.Vural ALTIN: “Nükleer Dosya” Bilim ve Teknik, Mart 2006 C.39 Sayı 460, S.35
  4. 4. “Nükleer Enerji ve Türkiye”, Su Dünyası, Mart 2006. Sayı. 32, S.42
  5. 5. ETKB: Enerjide Atılım Yılları, Ankara. Haziran 2005:37
  6. 6. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu. Madde.1 03 Mart 2001 Tarih ve 24335 sayılı Resmi Gazete.
  7. 7. 4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu. Madde.1 02 Mayıs 2001 Tarih ve 24390 sayılı Resmi Gazete.
  8. 8. 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu. Madde.1 20 Aralık 2003 Tarih ve 25322 sayılı Resmi Gazete.
  9. 9. 5307 sayılı Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Kanunu Madde.1 13 Mart 2005 Tarih ve 25754 sayılı Resmi Gazete.
  10. 10. 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanılmasına dair Kanun. Madde.1 18 Mayıs 2005 Tarih ve 25819 sayılı Resmi Gazete.
  11. 11. Hatice SARIDOĞAN: “Nükleer Enerji/Bitmeyen tartışma” Reel Sektör Mart 2006 S.67
  12. 12. SARIDOĞAN: a.g.m. S.68
  13. 13. SARIDOĞAN: a.g.m. S.68
  14. 14. http://www.enerji.gov.tr/nukleerenerji.htm Mayıs 2006
  15. 15. http://www.enerji.gov.tr/nukleerenerji.htm
  16. 16. Prof.Dr.Ahmet Yüksel ÖZEMRE-Prof.Dr.Ahmet BAYÜLKEN-Prof.Dr.Şarman GENÇAY : 50 Soruda Türkiye’nin Nükleer Enerji Sorunu, İstanbul 2000.S.16-19
  17. 17. http://www.enerji.gov.tr/nukleerenerji.htm
  18. 18. ÖZEMRE - BAYÜLKEN- GENÇAY: a.g.e. .S.32
  19. 19. http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=36330,6
  20. 20. Bekir YENİAY : Türkiye Gazetesi, “Nükleere Muhtacız”, 14 Nisan 2006
  21. 21. Bekir YENİAY: a.g.m.