Nükleer Enerji Üretiminde Kamu Özel Sektör İşbirliği Modelleri

Nükleer Enerji Üretiminde Kamu Özel Sektör İşbirliği Modelleri
OSMAN SEVAİOĞLU

27 Mart 2008'de Tasam tarafından organize edilen
ULUSLARARASI NÜKLEER TEKNOLOJİDE DÜNYA KONJONKTÜRÜ kongresinde sunulmuştur.

Değerli katılımcılar, üzerinde konuştuğumuz Nükleer Santral Projesi, Türkiye'nin enerji ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayacak ticari bir projedir. 5000 megawatlık, yılda yaklaşık 40 milyar kWh enerji üreten 2 milyar dolarlık dev bir projeden bahsediyoruz. Bu büyüklükte bir proje Türkiye enerji tarihinde daha önce görülmüş değildir. Verimlilik açısından tüm projenin sadece bir şirkete verilmesi gündemdedir. Bu noktada ise ciddi bir finans sorunu karşımıza çıkmaktadır. Bu yatırımın bedeli faizleriyle birlikte nasıl geri ödenecektir? Bu yatırım nasıl fonlanacaktır? Ayrıca, bir de üretilen elektriğin satışı konusu vardır. Bu elektrik kime hangi fiyattan satılacaktır? Bu açılardan bakılınca projenin geri ödeme profili önem kazanmaktadır. Geri ödenemeyen bir proje fonlanamaz. Fonlanırsa fonlayan kuruluş da zarar eder. Ayrıca, bir de enerjinin alım garantisi yönü vardır Yabancı bankalara nasıl bir alım garantisi verilecektir? Görüldüğü gibi proje çok fazla sorunları olan, çok büyük bir iş görünümündedir. Bir başka ifade ile proje ancak itibarlı şirketlerin altından kalkabileceği bir iş görünümündedir. İtibarı iyi olan bir şirketin liboru ve "spread"i düşük olmaktadır. Bu işin altından da ancak liboru ve "spread"i düşük olan bu tür itibarlı firmalar kalkabilecektir.

2007 yılında talep ise 200 milyar kilowatsaat düzeyinde gerçekleşmiştir. Öte yandan, Türkiye'nin 139 milyar kilowatsaatlik akarsu potansiyeli olduğu bilinmektedir. Bugünkü 200 milyar kWh tutarındaki üretim ile bunu üst üste koyarsanız toplam 339 milyar kilowatsaat yapmaktadır. Hâlbuki Türkiye 2015 yılında 357 milyar kWh elektrik tüketecektir. Bir başka ifade ile 2015 yılından itibaren mevcut üretim ve akarsu üretimleri toplandığı takdirde talep karşılanamamaktadır. Bu talep 2023 yılında ise 500 milyar kWsaati geçecektir. Bir başka ifade ile Türkiye'nin mevcut akarsu kaynaklarının yanına mutlaka yeni bir kaynağa dayalı enerji üretimi koymak mecburiyet vardır. Bu kaynak ise nükleerdir.

Arz-talep dengesinin mevcut durumuna bakılırsa, Türkiye'nin, 200 milyar kilowatsaatlik yıllık üretimi her biri 50 şer milyar kWh olan dört parçaya bölünürse, Türkiye ilk 50 milyar kilowatsaati 88 yılda, İkinci 50 milyar kilowatsaati 9 yılda, üçüncüyü 6 yılda, dördüncüyü beş yılda üretmiş olduğu ortaya çıkmaktadır. Bundan sonraki 50 milyar kWh'i üç yılda, bir sonraki 50 milyar kilowatsaati ise 2 yılda üretmesi gerekmektedir. Bir başka ifade ile süre giderek kısalmakta, fakat mevcut enerji kaynakları aynı şekilde daralmaktadır. Türkiye mevcut kısıtlı kaynakları ile bu kadar talebi nasıl karşılayacaktır?

Proje ile ilgili olarak yapılan geri dönüş hesapları iyimser sonuçlar vermektedir. Üretilecek elektriğin fiyatların 14-17 Cent aralığında değiştirği bir piyasada her türlü şekilde satılabileceği anlaşılmaktadır. Bir başka ifade ile santralı kuran şirketin elektriği sadece TETAŞ'a satılmak zorunda olmayacağı anlaşılmaktadır. Nitekim, teklif veren bazı firmalar bu durumu görmüşler ve daha şimdiden üretilecek elektriği TETAŞ yerine serbest piyasada satabileceklerini ve bu nedenle de alım garantisi talep etmediklerini ifade etmişlerdir.

Projenin ünite adeti beş, toplam kurulu gücü 5000 megawattır. Birim yatırım maliyeti ise 2575 dolar civarındadır. Bu rakam ODTÜ Mezunları Derneği'nde yapılan "Nükleer Santrallar" konulu bir brifingde verilen bir rakamdır. Gerçekçi bir rakamdır, hatta ve hatta gerçek rakamdan daha da yükseltir. Bir başka ifade ile, beş ünitenin bir tek firma tarafından yapılması durumunda birim yatırım maliyeti bunun % 30 kadar daha altında olacaktır.

12 milyar dolar kaynak 5 yıllık inşaat süresi boyunca firmanın nezdinde kalacağı için bunun da dikkate alınması lazımdır. Çünkü sözkonusu 12 milyar doların büyük kısmı, yaklaşık yüzde 75'lik bir bölümü, bu beş yılın ikinci yarısında harcanacak. Santralın asıl makine ve montaj masrafı ise son dönemde ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla faiz yükünü hesaplarken yüzde 7'lik liboru bu 5 yıla doğrudan doğruya eskale etmek hatalı olacaktır. Bu husus dikkate alınarak hesaplanırsa, 5 yıllık süre firmanın ödemesi gereken faiz yaklaşık yüzde 20 yani 2.5 milyar dolar olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu rakam bile hiç de az değildir.

Günümüzde bankaların enerji projeleri için tanıdığı normal geri ödeme süresi ortalama yedi yıldır. Aylık taksitler halinde ödenmesi durumunda yılda 12 taksit ödenmesi gerekmektedir. Bu durumda faiz yükü de hesaba katılırsa ve rakamlar bugüne getirilirse aylık geri ödemesi 194 milyon dolar olmaktadır. Santralın yıllık kapasitesi ise 39 milyar kilowatsaattir. Elektriğin üzerindeki amortisman yükünü bulmak için, bunun aylık kapasiteye bölünmesi gerekmektedir. bu durumda da, tarife üzerindeki amortisman yükü 1 kilowatsaatte 6,1 Cent çıkmaktadır. Yakıt bedeli olarak da uranyumun bugünlerdeki fiyatının 140 dolar/pound civarında olduğu kabul edilirse, buradan da 0.76 sent/kilowatsaat katkı çıkmaktadır. Bu hesaplar detaylı değil, tarafımca yapılan basit hesaplardır.

Santralın söküm bedelinin geceyarısı maliyetine oranı yüzde 15. tir. Bu da santralın kırk yıllık ömrü boyunca 1.9 milyar dolar etmektedir. Bu kaynağın da konsolide edilerek bir fonda bekletilmesi lazımdır.

Piyasadaki elektriğin şu andaki fiyatı yüzde 20'lik son zamdan sonra 13.5-14 Ykr civarındadır. Eğer bu fiyat DUY'a göre hesaplanırsa 18-20 YKr gibi son derece yüksek fiyatlar çıkmaktadır. Bununla birlikte, bu boyuttaki bir santral için DUY fiyatları üzerinden bir hesap yapılması söz konusu değildir. Benim şahsi görüşüm üretilen enerjinin TETAŞ'a değil, piyasaya satılması daha avantajlıdır. Yasada da elektriğin TETAŞ dışında piyasadaki firmalara satılması yönünde anlaşma yapılmasını öngören maddeler mevcuttur. Tekrar elektriğin satış konusuna gelirsek, şu anda son derece zor arazi şartlarındaki dağlara, tepelere dahi küçük akarsu santralları kurulmaktadır. Kaldı ki, bu santrallar yılın her ayında değil, sadece belli aylarında elektrik üreten santrallardır. Bir başka ifade ile, geri ödeme süreleri daha uzundur. Öte yandan, üzerinde konuştuğumuz nükleer santral senenin 8760 saatinde enerji üretmektedir. Bu durumda olan, yani muntazam elektrik üreten bir santralın enerji satmak gibi bir problemi de asla olmayacaktır. Böyle bir santralın üretimi son derece düzgün olduğu için, tüketicinin de düzgün elektrik tüketen bir sanayi kuruluşu olduğu kabul edilirse, DUY ile de fazla bir işi olmayacaktır.

Yasanın bir maddesinde "elektrik satışı için TETAŞ'la sözleşme yapmayı talep etmeyen şirketler" şeklinde bir ifade kullanılmıştır. Bir başka ifade ile üretilen elektriğin serbest piyasada satılmasının mecbur edilmiş olmasa da önü açıktır.

5710 sayılı Nükleer Santrallar Yasasına göre TETAŞ önce ilana çıkmaktadır. TETAŞ bu görevini şu anda yapmış, yani ilana çıkmış durumdadır. Daha sonra TETAŞ, bir değerlendirme yapmakta ve firmayı belirlemektedir. Bunların ardında da Bakanlar Kurulu tarafından TETAŞ'a sözleşme imzalama hususunda izin verilmektedir. Bundan bir sonraki adım ise; firmaya lisans verilmesi ve TETAŞ ile firma arasında 15 yılı geçmeyen bir süre için alım sözleşmesinin imzalanmasıdır. TETAŞ'ın alım fiyatı için bir üst ve alt limit belirlenmiş değildir. Bu fiyatın tamamen yarışmada ortaya çıkacak rekabet şartlarında oluşması beklenmektedir.

Yasanın bir diğer maddesinde, "Bu yasanın hükümlerine aykırı hareket eden toptan veya perakende satış şirketleri hakkında EPDK tarafından 4628 sayılı Elektrik Piyasası Yasası'nın 11. maddesi hükümlerine göre işlem yapılacaktır" denilmektedir. Yani, ima yolu ile de olsa, gerekirse, "lisansını iptal ederim" denilmektedir. Bu hüküm aslında; "ben gerekirse sana pahalı elektrik satmak zorunda kalabilirim ve de sen bunu almak zorundasın, almazsan lisansını iptal ederim" denilmektedir. Bu tehdit içeren ifade, nükleer elektriğin fiyatının pahalı olacağı yönünde Bakanlığın da dair bir ön-düşünceye sahip olduğunu göstermektedir. Öte yandan, yapılan hesaplar durumu hiç de böyle göstermemektedir.

Yasadaki düşünceye göre dağıtım firmasının satın alacağı nükleer elektrik firmanın o yıl sattığı elektriğin Türkiye'nin toplam tüketimine oranına göre paylaştırılacaktır. Burada "sanki elektrik çok pahalı da müşteriler almayacakmış gibi" bir görünü olsa da, dağıtım firmaları pahalı değil, bilakis ucuz olacağı için nükleer elektriği daha fazla satın almak isteyeceklerdir. Çünkü uzun vadede nükleer elektriğin fiyatı daha da düşecek ve de dağıtım firmasının sattığı elektriğin ortalama fiyatını düşürecektir.

Bu tehditkar ifadeyi görünce ilk anda acaba tarifeye Hazineden belli bir sübvansiyon yapılsa nasıl olur diye düşünmüştüm. Fakat yaptığımız basit hesaplar sonucunda sübvansiyona hiç de gerek olmadığı ortaya çıkmaktadır. Öte yandan, sübvansiyonun kaynakları tüketen nasıl bir hastalık olduğunu geçtiğimiz beş yıl içinde 13 milyar dolar kaynak tükettikten sonra artık anlamış olmalıyız. Halbuki bu kaynağı tüketmemiş olsa idik, bu kaynak para ülkenin sosyal sorunlarının çözümü yönünde kullanılsa idi, birçok şey daha farklı olabilirdi diye düşünüyorum.

Sözleşme süresi olarak 2030 yılı -(eksi) santralın devreye girdiği yıl olarak bir formül belirlenmiştir. Santralın devreye girme yılı olarak da 2015 yılı düşünülmektedir. Bu şekilde bir düşünce ve planlama son derece doğru ve yerindedir, zira, 2015 Türkiye'nin yerli kaynaklarının yerine ve zamanında kullanıldığı takdirde, (kömür hariç) hepsinin devreye girdiği, yani tükendiği yıldır. Bununla birlikte, şöyle bir açık ye kapı da bırakılmıştır. Eğer santralın devreye girmesi gecikirse firmaya 2020 yılına kadar müsamaha edilebilmektedir. Yani, santral 2020 yılında devreye girerse sözleşme süresi de 10 yıla inmiş olacaktır. Bu da elbette firmanın aleyhinedir.

Bence TETAŞ ile imzalanacak olan bu alım sözleşmesi üstlenici firma için bir güvence değil, bir ayakbağıdır. Zira serbest piyasada fiyatlar TETAŞ ile imzalanacak olan bu alım sözleşmesindeki fiyatların çok üzerinde seyredecektir. Bunları eski bir Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu üyesi ve de serbest piyasa taraftarı birisi olarak söylemek gereğini duymaktayım.

Bir de yasada "yarışma" ifadesi kullanılmaktadır. "İhale" ifadesi yerine "Yarışma" ifadesinin tercih edilmesi Kamu İhale Kurumu Kanunu'na bağlı olmamak için yapılmış bir tercihtir. Aslında yapılan "bal gibi" bir ihaledir.

Burada "yarışacak" firmaların güvencesi olarak TETAŞ'ın veya Hazine'nin değil, kendi ülkelerinin finans kurumlarının olması gerektiği yönünde bir görüşe sahip bulunmaktayım. Bir başka ifade ile, bu yarışmanın ihaleyi kazanmak isteyen firmalar arasında değil, firmaların ülkeleri arasında olacağı da söylenebilir.

Yasada "birim satış fiyatını oluşturan bileşenlerin tanımı ve para birimi" deniliyor. Sanki para birimini seçme hakkını firmaya bırakmışlar gibi bir durum vardır. Bunun ciddi aksaklıklar yaratacağı ortadadır. Firmalardan birisi Euro, diğeri Japon Yeni, bir diğeri de başka bir para biriminden teklif verirse bu firmaların aynı bazda yarıştırılması mümkün olamayacak ve iş mahkemede bitecektir. Bu teklifler tek para birimi üzerinden alınmalıdır.

Nükleer bir santralın kapasite faktörü yüzde 90'ın üzerinde olmalıdır. Gelişmiş teknolojiyle çalıştıkları için, yani arıza yapma riskleri son derece düşük olduğu için ve de primer enerji kaynağı depolanabilir olduğu için nükleer santrallarda kapasite faktörü düşüklüğü sözkonusu değildir. Nükleer santrallar günün her saatinde istenildiği kadar elektrik verebilmektedirler. Bu tür santrallar akarsu ve rüzgar santralları gibi yılın veya günün sadece belli saatlerinde değil, yılın, günü, haftanın her saatinde üretim yapar ve muntazam çalışır. Dolayısıyla bu tür santrallar müşterilerinin talebini çok daha rahat ve sorunsuz karşılamakta ve de satışı gerçekleştirebilmektedirler. Bu nedenle de, de nükleer santrallar dünyanın her yerinde yük süre eğrisinde baz yük katmanına konulurlar. Bu tür baz yük santrallarının sabit giderleri yüksek, fakat değişken giderleri düşüktür. Bu tür santralların üretimini satmaları diğer santrallara göre daha kolaydır. PETKİM, Aliağa, İskenderun Demir Çelik, TÜPRAŞ gibi büyük sanayi kuruluşları bu tür santrallarla uzun vadeli (5-10 yıllık) anlaşmalar yapmaya can atacaklardır.

Yasada, kamunun özel sektöre katılması hususunda; "Seçilen firmanın bir İktisadi Devlet Teşekkülü ile 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde iştirak ilişkisi kurabilmesi" öngörülmektedir. Bunun için firma önce eşit şartlarla yarışmaya girmekte, yarışmayı kazanarak işi üstlenmekte ve kamu daha sonra buna iştirak ediyor. Bu şekilde bir işbirliği akla ve mantığa uygun değildir. Zira, yarışmayı kazanmış bir firmanın kağıtlarının değeri artar ve yükselen bu kağıtları kamunun nominal değeri üzerinden satın alabilmesinin olanağı ortadan kalkar. Bir firmanın kağıtları değeri yükseldikten sora satın alınırsa, bu defa da bunu yapan kamu yöneticileri hakkında kesinlikle soruşturma açılacaktır. Esasen yarışmayı kazanmış bir firmanın kağıtlarını satmak istemesi de pek düşünülemez. Dolayısıyla bu model hiç de geçerli bir model değildir.

Bu konuda ikinci bir maddeye (modele) göre ise, Bakanlığın görev vermesi halinde EÜAŞ tarafından bir şirket kurulmakta ve bu şirket kendi santralını inşa etmektedir. Daha sonra ise EÜAŞ bu hisse senetlerini açmakta ve isteyen firma gelip bu Kuruluşa ortak olabilmektedir. Burada firmanın satın alacağı hissenin yüzdesi üzerinde hiçbir kısıtlama yoktur. Öte yandan, bu durum bir önceki Sayın Cumhurbaşkanımızın 5654 sayılı yasayı veto etmesinin temel gerekçesi idi. Bence bu da güvenli bir iştirak ilişkisi değildir ve belli siyasi ve ticari riskler içermektedir.

Ayrıca, Sayın Bakan Meclis'te Yasa ile ilgili olarak yaptığı konuşmada şöyle diyor; "Tercihimiz özel sektördür, olmadığı takdirde kamu özel ortak girişimidir. Eğer o da olmazsa kamunun yapmasıdır." Ben de bu fikre katılmaktayım. Öyle anlaşılmaktadır ki belli bir süre ile özel sektörün bu işe girmesi teşvik edilecek ve denenecek ve başarısız olunması durumunda da ikinci modele geçilecektir. Benim görüşüm, elektrik fiyatı düşeceği için özel sektör bu işe ciddi bir şekilde gireceği ve de başaracağı yönündedir. Esasen böyle de olmalıdır ve de elektrik üretmekten çok sosyal sorunlarla uğraşması gereken kamu sektörü bu işe girmemelidir.

Yasaya göre şirketin denetimi 3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların TBMM'ce Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Yasaya göre yapılacaktır. Ayrıca santral arazisi için de lisanslı arazi temin edilecektir.

Hepinizi saygı ile selamlar, teşekkür ederim.