Anılarla Çernobil Kazası Sonrası ve İzleri

ANILARLA ÇERNOBIL KAZASI SONRASI VE İZLERİ
H.Yeter Göksu

GSF-National Research Center for Environment and Health Institute of Radiation Protection, D85764 Neuherberg, Almanya
A.Ü. Nükleer Bilimler Enstitüsü Tandoğan - Ankara
Bilim ve Teknik Sayı 52 – Aralık 2005

Üzerinde yaşadığımız yer kabuğu, kozmik ışınlar, günlük hayatımızda tükettiğimiz yiyecekler, hatta bu dünyada yaşayan her birey bir radyasyon kaynağıdır. İlk canlının yeryüzünde oluşumundan bu yana geçen zaman içinde üzerinde yaşadığımız kayaların aktivitesi giderek azalırken (yaklaşık 10 misli) içimizde radyasyon korkusu son 50 yıl içinde tarihsel, politik, ekonomik nedenlerle gerçek boyutlarını aştı. Öyleki, maden sularının (şifalı suların) üstünde Piko Curie (1 piko curie= 38 mBq) olarak verilen aktivite değeri bile şişelerin üzerinden silindi. Bu yazıyı özellikle Çernobil kazasından sonra Türkiye’de 1986 çaylarının tüketimi ile ortaya çıkan endişeyi, çaylardan aldığımız radyasyon dozunu, doğal çevreden, yiyeceklerimizden, kozmik ışınlardan aldıklarımızla karşılaştırarak daha gerçekçi bir düzeye indirgemek için ele aldım.

1989–2003 yılları arasında Çernobil kazasının radyoaktif yağış izleri boyunca, Avrupa topluluğunun desteklediği, uluslararası ölçüm kampanyasında görev aldım. Çalışmalarımız Çernobil reaktörünün 2,5 km uzağında bulunan, kazadan önce 50.000 reaktör personeli ve hizmetlilerinin yaşadığı, kazadan 48 saat sonra boşaltılan Piripyat kentinde başladı.


(Resim 1 Piripyat kenti ve reaktör).

Daha sonraki yıllarda çalışmalarımız, giderek daha uzak mesafelerdeki yerleşime müsaade edilen bölgelerde devam etti(1–4). 1990 yılında bir kolhozun bakkalında Türkiye’den ithal edilmiş çayların dizilmiş olduğunu gördüğümde doğrusu hiç de şaşırmadım. Ruslar bizim kirli (!) çaylarımızı tereddütsüz tüketiyordu.


(Resim 2 Çaykur’un çayları Rusya’da).

Türkiye’de ise, politik ve medyatik nedenlerle, hatta uluslararası ekonomik baskılar sonunda, tonlarca çay, tehlikeli derecede radyoaktif içerdiği gerekçesi ile yok edilmişti. Türkiye Atom Enerjisi Komisyonu’nun (TAEK) ve uzmanların tüm çabalarına rağmen yaratılan paniğin ve endişenin önü alınamadı(5). Benzer durumu Almanya’da da yaşadık(6–7). Konunun uzmanları ile yapılan konuşmalar televizyonda gecenin ilerlemiş saatlerinde yayınlanırken, hiç bir kontrolden geçmemiş veya bu ölçümler için yeterli olmayan aletlerle yapılan gösteriler akşamın erken saatlerinde kamuya sunuldu. Duygu sömürüsü yapan, bilimsel ölçümleri ve radyasyon fiziğinin kavramlarını anlamakta güçlük çekenlerle aynı platformda panele çıkan bilim adamları kendi çalışmalarını anlatmakta güçlük çektiler ve gülünç durumlarda bırakıldılar. Bu olaylar, radyasyon fiziğinde kullanılan bilimsel kavramların ve türetilen birimlerin zorluğunun sonucu idi. Bu yazı ile amacım en azından radyasyon konusunda elimden geldiğince okuyucu ile bir iletişim sağlayabilmektir.

Almanya’nın güney bölgeleri, yani en fazla yağmur alan Alp dağlarının kuzey eyaletleri, en az Trakya ve Karadeniz Bölgeleri kadar Çernobil kazasından etkilenmişti( 6–7). Karadeniz Bölgesi’nin 1986 ürünü çaylarında, kuru çayın kilosu başına 80.000 Bq kadar bir aktivite değeri kaydedildi (8–13). Her ne kadar kuru çayda gözlenen sezyumdan kaynaklanan aktivite değeri (Aktivitenin birimi Bq olup bir saniyedeki parçalanmaları ifade eder) ilk bakışta çok yüksek görünse de, insan sağlığı üzerindeki etkilerin hesaplanması açışından tek başına bir anlamı yoktur.

Herhangi bir radyoaktif maddenin sağlığa etkisi konu olduğu zaman, ölçülen aktivitenin, radyasyonun etkinliğini tanımlayabilecek başka büyüklüklere çevrilmesi gerekir; bu büyüklüklere de genelde radyasyonun ekin dozu adı verilir. Bu çevrilme işlemi ayrı bir uzmanlık dalı olup bir radyoaktif maddenin ölçülen aktivitesi (Bq olarak ifade edilen değeri), Uluslararası Radyasyondan Korunma Komitesinin (ICRP) önerileri göz önüne alınarak, belirli normlar ve modellemeler kullanılarak yapılır(14–17). Bunun için, radyasyon kaynağı olan radyoaktif maddenin özellikleri, türü, hangi enerjide foton veya parçacık yaydığı, organizmada hangi yolları izlediği, fiziksel ve biyolojik yarı ömrü, o toplumun bu ürünü hangi oranda tükettiği, depolandığı organ varsa o organın radyasyona duyarlılığı gibi birçok faktör göz önüne alınmalıdır. Bunun sonunda elde edilen büyüklüğe ‘etkin doz’ adı verilir (Bak Sözlük) Örneğin çaylarda kirlenmeye neden olan sezyumun laboratuarda ölçülen aktivitesinden, etkin doz hesaplarına geçerken onun parçalanma rejimi, yani saldığı foton ve elektronların enerjileri, sindirim yolu ile alındığı için biyolojik yarı ömrü, yani vücuttan atılmasının yarılanma süresi gibi aşağıda biraz daha fazla açıklayacağım faktörlerin göz önüne alınması gerekir. Çernobil yağışından dolayı 1986 ürünü çaylarımızda iki tip sezyum vardı: Cs–134 ve Cs–137. Cs–137 bunlardan uzun ömürlü olanı olup, fiziksel yarı ömrü 30 yıldır; yani 30 yıl sonra başlangıçtaki radyoaktif atomların sayısı yarıya düşmüş olur. Oysa biyolojik yarı ömrü erkeklerde 100, kadınlarda 90 gündür. Bunun ötesinde radyoaktif sezyumun insan vücudunda izlediği yol ve biriktiği organ radyoaktif stronsiyumunkinden farklıdır. Bu nedenle, herhangi yerde bulunun sezyumun tüketilebilmesine müsaade edilebilir miktarlar için konulan sınır, özellikle kemik gibi dokularda biriken radyoaktif stronsiyumunkinden farklıdır. Bu nedenle her radyoaktif eleman için ayrı bir model ayrı bir sınır değeri belirlenir. Genelde, Çernobil kazası gibi olağanüstü durumda radyoaktif madde içeren yiyecek maddelerinin tüketilebileceği miktarlar, yukarıda saydığım parametrelerin en üst sınırları kullanılarak yapılır. Nitekim TAEK da bu en üst sınırların bile üstünde bir yaklaşımla kilogram başına 12.500 Bq'den fazla sezyum içeren çayları yok etme yolunu seçti(5). Türkiye’de yetişen 1986 ürünü çaylar, daha sonra pek çok yerli ve yabancı yayına konu oldu (9–13).

1986 ürünü Türk çaylarındaki aktiviteyi, Almanya’da bu amaçla dünya standartlarına göre kalibre edilmiş olan laboratuarımızda 1987 Temmuz ayında biz de ölçtük. Bize gönderilen kuru çaylardaki kilogram başına toplam aktivitenin 2.000 ile 10.000 Bq arasında değiştiğini saptadık. En yüksek aktiviteyi gösteren kuru çayın 10 gramını kullanarak değişik sürelerde bir litre su içinde demledik. Kuru çaydaki aktivitenin % 80’inin 15 dakikada demli çaya geçtiğini ve demli çayın bir litresinde toplam aktivitenin 80 Bq olduğunu saptadık.

Her gün üç bardak (0,3l) çay tükettikten sonra birer aylık aralıklarla ‘tüm vücut sayaçları’ olarak bilinen ölçüm aletleri içinde yarım saat bekletildikten sonra vücudumuzdaki toplam radyoaktivite değerleri kaydedildi. Benim dışımda bu araştırmaya katılan pek çok meslektaşım da Almanya’da kullanılan yiyeceklerin etkisini inceliyorlardı. Ölçümler 1990 yılına kadar sürdü. Bu ölçümler sırasında günlük tüketim alışkanlıklarımız, vücut ağırlığımız, spor, yürüyüş gibi fiziksel etkinliklerimiz de not ediliyordu. Bu ölçümlere paralel olarak sezyumun dışında vücudumuzda bulunan potasyum gibi radyoaktif doğal maddelerin de aktivitesi ölçülüyordu. Çernobil kazası nedeniyle Almanya’da sütün dışında özellikle domuz ve geyik gibi av hayvanlarının etlerinde, mantar ve böğürtlen gibi orman ürünlerinde yüksek aktivite gözlenmişti. Ben Türkiye’den gelen çayların dışında Almanya’da yetişen ürünleri de tüketiyordum. Benim vücudumda ölçülen en yüksek sezyum aktivitesi çayları içmeye başladıktan yaklaşık üç ay sonra, eylül, ekim ayında görülmeye başladı 1.000 Bq’e ulaştı. Bu değer giderek azaldı ve 90'lı yıllarda ölçülebilecek değerlerin altına düştü(18–19). Oysa benim vücudumda, sezyumun dışında, doğal olarak bulunan Potasyumdan (K–40) kaynaklanan toplam aktivite 3.200 ile 3.500 Bq arasında sabit kaldı. Günlük tükettiğimiz her madde içinde doğal olarak bulunan K–40 her insanın kas/yağ oranına bağlı olarak vücudunda oldukça sabit bir değerdedir. Kadınlarda ortalama 4.000 Bq, (ben biraz ortalamadan küçük bir insanım), erkeklerde bu değer 5.000 Bq kadar çıkabilir. İnsan vücudundaki potasyum, fazla şişmanlanmadığı sürece yani kas/yağ oranı değişmedikçe sabit kalır. Bunun dışında bir de vücudumuzun bütün organ ve dokusunda bulunan Karbondan ve onunla beraber bulunan radyoaktif karbondan (C-14) dolayı ortalama 4.000 Bq lik bir aktivite daha vardır. Ancak C-14 ün saldığı beta parçacıklarının enerjisi düşük olduğu için vücudun aldığı etkin doza katkısı çok azdır. Yani bir insanın kendisi, Çernobil kazası olmadan önce de, yaklaşık 8.000 Bq lik bir radyoaktif kaynaktır. Radyasyondan korkuyorsanız sakın kimsenin yanına yaklaşmayın!

Sonuç olarak, gerek kirli çayları gerekse de Almanya’nın yerel ürünlerini tüketerek, vücudumda oluşan toplam aktivite, şu anda ölçülen aktivitenin üçte birinden bile azdı. Bende ölçülen toplam sezyum değerleri, Alman meslektaşlarımla aynı değerler arasında değişti ve yapılan modellemelerle uyum içindeydi(19). Nitekim Türk halkının yılda bir kilogram çay tükettiği göz önüne alınarak yapılan hesap ve deneyler sonunda en yüksek etkin dozun 1 mSv’i geçmediği ve bunun uluslar arası radyasyondan koruma komitesinin en son tavsiyelerine göre, halk için müsaade edilebilir radyasyon doz sınırları içindedir(20).

Piyasaya sürülen çaylara konulan sınır, Almanya’da sütlere bile konulan sınır değerinin altında idi. Almanya, Çernobil sonrası satılan sütlere çok tutucu bir yaklaşımla litre başına toplam sezyum aktivitesi için 600 Bq bir sınır koydu. Oysa piyasaya sürülen çaylardaki aktivite değeri Türk usulü demlenmiş çaylara, aktivitenin %100 geçtiği kabul edilerek hesaplanmış ve litre başına 370 Bq’in altında bırakılmıştı(5).

Çernobil kazası, nükleer enerjinin kullanıldığı çağımızda gözlenen veya gözlenebilecek kazaların en korku yaratanı oldu. Dünyada hiç bir kaza Çernobil kadar incelenmedi ve araştırma konusu yapılmadı.

2005 yılının Eylül ayında Viyana’da 700’e yakın bilim adamı ve sağlık uzmanından oluşan uluslar arası bir ekip yaklaşık 20 yıl önce Çernobil nükleere santralinde meydana gelen kazadan kaynaklan radyasyon yağışından etkilenen alanlarda yaptıkları çalışmaların özetini 600 sayfalık bir rapor halinde sundular. Oysa her bir özet sayfasının arkasında yine o kadar yayınlanmamış ölçüm ve araştırma malzemesi bulunmaktadır. IAEA’nin sonuç raporunda da belirtildiği gibi(21) Çernobil kazası, kazanın ilk günlerde yüksek radyasyon dozuna maruz kalan 200.000 acil kurtarma işçisi ve reaktörün 100 km çevresindeki bazı yüksek yağış almış yerlerde yerel sütleri tüketen çocuklarda büyük sağlık problemlerine yol açtıysa da bunun dışındaki alanlarda genelde insan sağlığını tehdit edici yaygın bir kirlenmeye neden olmadığı çok ayrıntılı araştırmalar ve onlara koşut olarak sürdürülen epidemiyolojik nüfus araştırmaları sonunda ortaya konulmuştu (22–23).


(Resim 3 Reaktör)

Sunulan bilgiler yıllardır mevcut olmasına rağmen uzmanlara duyulan güvensizlik ne yazık ki dünyanın hiçbir yerinde daha kırılamadı (24). Bunun en tipik örneği de basında her gün izlediğimiz Karadeniz Bölgesi’nde gözlenen kanser patlamasının Çernobil kazasına bağlanmasıdır. Karadeniz Bölgesi’nde arttığı iddia edilen kanser vakalarının nedenini radyasyon yağışının dışında kalan başka faktörlerde aramamız gerekir.

Her hangi bir bölgede gözlenen kanser sayısı, o bölge halkının refah durumuna, sağlık hizmetlerinin teknik düzeyine ve kullanılma yaygınlığına, halkın gıda tüketim alışkanlıklarına, hatta kişinin cinsiyetine ve etnik kökenine bile bağlıdır. Kanser vakalarında bir artış gözlendiğini söyleyebilmek için de daha önceki yıllarda gözlenen kanser vakalarının hasta yaşına/cinsine ve yıllara göre dağılımının iyi bilinmiş olması gerekmektedir. Karadeniz Bölgesi’nde diğer bölgelere nazaran daha fazla artış olduğunu söyleyebilmek için bu bölge halkında gözlenen kanser vakaları ile aynı ekonomik düzeyde olan fakat radyoaktif yağış almamış, aynı etnik kökenli ve eşdeğer doğal radyasyon seviyesinde yaşayan bir kontrol grubu ile bir karşılaştırma gerekir. Bu veriler olmadan bir bölgede kanser vakalarının artışından bahsedilemez. Bu türlü bir nüfus araştırması, kendi başına bir bilim dalı olup ciddi analizleri ve yıllarca süren gözlemleri gerektiren bir konudur.

Radyasyonun kansere neden olduğunu ve nesiller sonra bile mutasyonlar yaratabileceğini hemen herkes biliyor. Ancak diğer kansorejen maddelerle karşılaştırıldığında daha fazla etkin olmadığını, kullanılan birimlerin büyüklüğünü ve boyutunu kavramak zor olduğundan, halka anlatmakta zorluk çekiyoruz. Radyasyonun kanser oluşturma mekanizmasını, birçok diğer kanserojen maddeden daha iyi biliyoruz. Kanser oluşumunda etkin bir radyoaktif atomdan çıkan tek bir fobunu ölçme olanağımız olduğu gibi, tek bir fotonun hangi olasılıkla kansere neden olabileceğini de hesap edebiliyoruz. Oysa diğer kansorejen atom veya moleküllerin bu boyuttaki değerlerini gelişmiş spektroskopik yöntemlerle bile saptamak olanak dışıdır. (1g Cs-137’nin aktivitesi 3,34 1012 parçalanma/s’dir). Yani 80.000 Bq aktivitesi olan bir kilogram çaydaki Cs–137 miktarı 0,02 µg’dır.

Tüm dünyada gözlenen kanser vakalarının artışının tek nedeni radyasyon değildir(25). Bunun en bilinen örneği en az ölümle sonuçlanan kanser vakalarının gözlendiği ABD’deki Utah kentinde yaşayanlardır. Burada yaşayan halk, bölgenin doğal jeolojik yapısı ve denizden yüksekliliği nedeni ile ABD ortalamasının üç buçuk misli daha yüksek bir radyasyona maruz kalırlar(26–27). ABD’de en az endüstri kirliliğine maruz kalmış olan bu bölgede genelde kahve, çay, sigara gibi zararlı alışkanlıkları olmayan Mormonlar yaşamaktadır.

Gelişmiş ülkelerde, yani sağlık sistemlerinin oldukça yaygınlaşmış ve ortalama ölüm yaşlarının Türkiye’den çok daha yüksek olduğu ülkelerde bile bir insana hayatı boyunca kanser tanısı konulması olasılığı yaklaşık %40 olup, 10 kişiden 4 kişiye yaşamının bir safhasında kanser tanısı konulacaktır. Her kanser ölümle sonuçlanmayabilir. Örneğin tiroit kanserinin erken tanındığında %99 tedavi şansı vardır. Genelde tüm ölümlerin %25’i de kanserden olmaktadır. En son çalışmalara göre 1 Sv lik, yani Çernobil çayları nedeniyle aldığımız radyasyon dozundan bin misli daha yüksek bir etkin doz alan insanın yaşamının bir safhasında kanser olma riski kadınlarda %13 erkeklerde %9’dur(28). (UNSCEAR 2002)

Karadeniz Bölgesi’nde 10 milyon insan yaşadığına göre, doğal nedenlerle hayatının bir safhasında kanser tanısı konulacak 4 milyon insan var demektir. Bu gün Karadeniz Bölgesi’nde 4 milyon insana henüz kanser teşhisi konulmadı ise, sağlık sistemi en modern teknolojisini kullanarak halka erişememiş demektir. (Bu saptama Türkiye’de ömür beklentisi 71 yıl var sayılarak yapılmıştır). Oysa 1 mSv’lik bir dozdan yani bir kg çay tüketiminden alınan doz yüzünden kanser olabilecek insanların sayısı 400, yaşadıkları doğal çevreden dolayı 1.000 – 1.600 (yıllık ortalama doğal doz hızı 2,5 – 4 mSv) kişi olacaktır. Yani hal-i hazırda gözlenen tüm kanser vakalarının onbin de biri kadar bir artışa neden olacaktır. Oysa Hiroshima ve Nagasaki’ye atılan bombalardan etkilenen 70.000 kişiyi kapsayan, 50 yıldır sürdürülmekte olan çalışmalarda, istatistiksel açıdan çok da anlamlı olmasa da 10 – 40 mSv civarında radyasyona maruz kalan grupta, kanser riskinin azaldığı da gözlenmiştir(29) .

Doğal çevreden alınan radyasyon miktarı

Yukarda saydığım nedenlerden dolayı bu yazıda kanser vakalarındaki artış üzerinde tartışmak yerine, Çernobil kazası nedeni ile tüketilen çaydan alınan radyasyon dozunun boyutlarını biraz daha anlatabilmek için yeryüzünde yaşamakta olduğumuzdan dolayı aldığımız radyasyon dozu miktarını özetlemeğe çalışacağım.

Çevre ve Kozmik ışınlar

Türkiye’nin her hangi bir bölgesindeki insanlar yılda yaklaşık ortalama 2,5 – 4 mSv’lik bir etkin doz altında yaşarlar. Bunun yaklaşık 1 mSv kadarı çevreden gelen fotonlardan ve kozmik ışınlardan kaynaklanır. Türkiye’de insanların yaşadığı bölgenin jeolojik yapısına ve kullanılan bina malzemelerinin cinsine bağlı olarak çevreden gelen fotonların bıraktığı etkin doz 1 ile 3 mSv arasında değişir(28). Dünyada bu ortalama değerleri çok aşan yerler vardır. Örneğin Brezilya’da monazit kumlarının üstünde kurulmuş kentlerde, Hindistan’da Kerela’da ölçülen yıllık doz miktarı 30 mSv’in üstündedir. İsviçre’nin Ruscade dağları civarında yaşayanlar bir nükleer reaktörün etrafında müsaade edilebilen dozların üstünde bir radyasyona maruz kalırlar(30).

Kozmik ışınlardan aldığımız yıllık etkin radyasyon dozu ise yaşadığımız kentin denizden yüksekliğine bağlıdır. Yaklaşık 1.500m yükseklikte kozmik ışınlardan aldığımız radyasyon etkin dozu deniz seviyesine göre üç misli yüksektir. 12.000m de uçan bir yolcu, deniz seviyesinde alacağı etkin dozun 50 katına maruz kalır.

Sindirim ve solunum yolu ile alınan radyasyon

Bir yılda aldığımız toplam etkin dozun geri kalan 1,5 mSv’i vücudumuzda bulunan, günlük tükettiğimiz yiyecek, içeceklerimizle alınan radyoaktif maddelerdir. Bunlar kemiklerimizde bulunan uranyum U–238, Th–232, kaslarımızda toplanan K–40 gibi maddeler olduğu gibi bütün vücudumuzda bulunan C–14’tür. Bunun dışında bir de solunum yolu ile alınan Rn–222 vardır. Yeryüzünde kayaların yapısında bulunan U-238’in parçalamasından çıkan Rn–222, radyoaktif bir madde olup, yeraltı sularında da çözülmüş olarak bulunur; parçalandığında alfa parçacığı yayar. Alfa parçacığının doku içindeki erimi çok kısa olmasına rağmen iyonize edebilme gücü çok yüksek olduğu için etkin doz hesaplarında kullanılan ağırlık faktörü de o derecede yüksektir. Dünyada Finlandiya ve İsveç gibi ülkelerde bunun doğal yıllık etkin dozu solunum yollarında 8 mSv’e yaklaşır. Türkiye’nin bazı bölgelerinde de oldukça yüksek değerlerde Radon vardır. Radon gazı üstünde yaşadığımız kayaların hareketi yüzünden toprak üstüne çıkabildiği için depremlerin daha önceden belirlenmesinde kullanılan bir yöntemdir. Yeraltı sularında da eriyik halde bulunduğu için de her gün yıkanan bir insanın günde aldığı doz oldukça yüksektir.

Yukarıda da bahsettiğim gibi günlük tükettiğimiz sebze, meyve ve kuruyemiş gibi maddelerde bol miktarda sağlığa faydası olduğu bilinen potasyum vardır. Radyoaktif K–40, radyoaktif olmayan K ile beraber bütün yiyeceklerimizde mevcuttur; genelde kaslarda toplanır ve kimyasal özellikleri de çaylarda ölçülen sezyumunkine çok benzer. Günlük yiyeceklerimizin hemen hepsinde var olan K–40 her insanın vücudunda bir dengede olup o insanın kas miktarına bağlıdır. Çocuklarda ise yağ/kas kas oranı daha düşük olduğu için, bir çocuğun vücudunda kilogram başına çok daha fazla radyoaktif madde vardır. Yediğimiz patateste, havuçta, yani sağlıklı olduğuna inandığımız her maddede değişen miktarlarda K–40 mevcuttur. Bir insanın günde aldığı ortalama K–40 miktarı havuç, patates gibi maddelerden 100 Bq, fındık, fıstık, kestane gibi maddelerden ise çok daha yüksektir.

Tıbbi nedenlerle alınan radyasyon dozları:

Özellikle sağlık hizmetlerinin oldukça gelişmiş olduğu ülkelerde bir insanın tıbbi nedenlerle maruz kaldığı radyasyon dozu tüm diğer kaynaklardan çok daha fazladır. Gecen yüzyılın ortalarında yaygın bir şekilde sürdürülen verem taramalarından alınan dozlar günümüzde alınandan çok daha yüksekti. Her röntgen çekilişinde aldığımız etkin doz yaklaşık 0,2 mSv kadardı. Bu gün bu değer 0,1 mSv e kadar indirilmiştir. Bir akciğer tomografisinde alınan radyasyon dozu ise 10 mSv, spiral tomografide ise 100 mSv civarınadadır. Bu arada anjiyo gibi girişimsel teşhis yöntemleri ve kanser tedavilerinde kullanılan dozlardan ise çok yüksek olduğunu unutmamakta yarar var.

Tiroit kanserinde verilen radyoaktif iyot miktarı 500 – 600 MBq olup bunun büyük bir kısmı tiroit bezinde toplanmış olsa da diğer organlar da bundan yeterli derecede paylarını alırlar. Tiroit bezinin büyüklüğüne bağlı olarak verilen etkin doz ise 5 – 6 Sv civarındadır. Tedavide de kullanılan radyasyonun boyutları hakkında bir fikir vermek için size bir Çernobil araştırma gezim sırasında yaşadığım bir olayı anlatmağa çalışacağım: 1994 yılında Beyaz Rusya ve Ukrayna’da teşhis edilen tiroit kanserli çocukların köylerinden örnek toplamağa ve ölçüm yapmağa gitmiştik


(Resim 4 Vishimir köyü ve çocukları).

Beyaz Rusya’da Vischimir adlı bir köyde üç çocuğa tiroit kanseri tanısı konulmuştu. İlk iki çocuğun oturduğu evlerden ve ineklerini besledikleri tarlalardan örneklerimizi toplayıp üçüncü çocuğun evine vardığımızda evine bahçesinin değişik köşelerinde ve evde buzdolabı etrafında hiç bir yerde karşılaşmadığımız düzeylerde radyasyon doz hızları ölçmeğe başladık. Üstelik bu doz hızı da zaman artıp azalıyordu. İlk aklımıza gelen yine bir yerlerde nükleer kaza olduğu idi. Ancak o sırada elimde olan aletle radyasyonun cinsini ölçmek olanaksızdı; sadece doz hızını okuyabiliyorduk. Radyoaktif maddenin cinsini anlamak için tarlada sürdürdüğümüz ölçümleri yarıda kesip spektrometreyi bahçede kurmağa başlarken, Juri adlı çocuğun yanıma zaman yaklaştığını ve her yaklaştığında doz hızının saatte 20 µSv’e ulaştığını görünce, radyasyonun kaynağının çocuğun kendisi olduğunu anladık. Bir hafta evvel ziyaret ettiğimiz kazaya uğrayan Çernobil reaktörünün lahit’inin etrafındaki doz hızı 6 µSv idi.


(Resim 5 Lahit ve civarı).

Juri iki hafta evvel tedavi için gönderildiği Almanya’dan dönmüştü. Böylece çocuğun bahçenin çeşitli köşelerini tuvalet gibi kullandığını, buzdolabı etrafında da çok dolaştığını böylece öğrenmiş olduk. Meslek hayatımın en acı olaylarından birisi olması nedeni ile bunu sizlerle paylaşmak istedim. Tedavide verilen dozların ne kadar yüksek olduğunu unutmuştuk.

Bu vesile ile çoğu zaman unutulan bir faktörden bahsetmek istiyorum: Karadeniz Bölgesi’nde tiroit hastalıkları yaygındır. Karalâhana tüketiminden kaynaklandığını gösteren Türk bilim adamalarının çalışmaları mevcuttur (31–32). Bilindiği gibi bazı yiyecekler, organizma için gerekli bazı eser maddelerin bünyeye alınmasını engeller. Örneğin aşırı derecede domates tüketildiğinde, bünyenin ihtiyacı olan demirin yeterli derecede alınması engellenir. Bunun gibi karalâhananın da tiroit bezi için gerekli iyodun alınmasını engellediği gösterilmiştir. Bir tiroit bezi fonksiyonun incelenmesi için kullanılan radyasyonun titoid etkin dozu yaklaşık 7mSv’dir; yani Çernobil çaylarının tüketimi ile Türk halkının aldığı dozun 10 katıdır. Karadeniz Bölgesi’nde kanserin çoğalması söz konusu ise önce buna neden olabilecek artışlara bakmak gerekir. Nitekim Çernobil kazasından sonra yapılan çok kapsamlı nüfus çalışmalarından sonra, Ukranya, Beyaz Rusya ve Rusya’da yapılan tiroit bezi tarama çalışmalarından dolayı doğal kanser oluşum hızının arttığı gözlenmiştir (21) .

Bütün bunları halkımızı sağlık nedeni ile kullanılanıl radyolojik incelemelerden korkutmak için anlatmıyorum. Amacım Çernobil yağışının Türkiye’deki boyutlarını duyurabilmektir. Çernobil yağışından dolayı aldığımız dozların kanser yapma riskleri pek çok diğer faktörlerden on binlerce defa daha azdır. Ancak tedavide kullanılan dozlar, tanıda kullanılan dozlardan da milyonlarca defa fazla olup bu değerlerde hem deterministik hem de somatik etkileri gözlenebilir büyüklüklere erişir.

Önemli not: Herhangi bir radyoaktif maddenin bir yılda alınmasına müsaade edilebilir dozları saptarken radyasyon dozunun riskinin lineer olarak arttığı varsayılır. Ancak hücrelerimizin kendilerini yenileme mekanizması doğal radyasyonu tamir edebilecek şekilde evrime uğramış olsa bile çok yüksek dozlarda bu kendini tamir etme mekanizması tamamen yok olabilir. Ancak bunlar çok yüksek doz değerleri için geçerlidir; bir kaç Sv’in üstündekiler yok olabilir değerlerdir. Belli bir sınırın altında radyasyon riski olmadığını söylemek istemiyorum. Amacım yalnızca bu riskin diğer tüm riskler yanında ne kadar önemsiz olduğunu yeniden vurgulamaktır.

RESİM BAŞLIKLARI

Resim 1: Çernobil nükleer reaktörüne en yakın yerleşim yeri olan 50 bin kişinin yaşadığı Piripyat sehri, resimde de görüldüğü gibi yerleşim reaktörden 2,5km uzaklıkta olup kazadan 48 saat sonra tamamen boşaltılmıştı.

Resim 2: Bir kolhozun bakkal dükkânında satılan Türk çayları.

Resim 3: Kazaya uğrayan reaktörün lahiti etrafında bulunduğumuz yerdeki ölçülen doz hızı 1990 yılında 6 micro Sv/h. Kazadan önce bu alan içinde 4 tane reactör mevcuttu. Ancak kazadan sonra iki tanesi çalışmağa devam etti. O yıllarda halen 6 bin işçi ve hizmetli reaktörde çalışmalarına devam ediyordu.

Resim 4: Vishimir köyünde Çernobil kazasından sonra tiroide kanseri tedavisi görmüş Jüri ve oturduğu ev.

Sözlük

Foton: Hızlı bir elektronun önüne, onu durduracak bir madde konulduğu zaman ortaya çıkan veya radyoaktif bir maddenin parçalanması sonunda yaydığı, enerjiyi taşıyan elektromanyetik dalgadır. Enerjisinin büyüklüğüne ve kaynağına bağlı olarak gamma ışını veya X ışını denir. Enerjisi eV olarak tanımlanırlar. Örneğin Cs–137 nin parçalanması sonunda çıkan fotonun enerjisi 662 keV. kaynakları dışında x ve gamma ışınları temelde aynı şeydir bu nedenle her ikisi de foton olarak adlandırılır.

Radyasyon Dozu: İyonize edebilen bir radyasyonun birim kütleye aktardığı enerjiye soğrulan doz denir. Yeni SI birimlerinde ki adı Gy olup boyutu Joule/kg’dir.

100 rad = 1 Gy = 1 J/kg.

Bu büyüklüğün de radyasyon riski hesaplamaları açışından anlamı yoktur. Çünkü bir foton ile alfa parçacığının bir maddede bıraktığı enerji aynı olsa da dokuda bıraktığı hasar aynı değildir. Her parçacığın yaptığı hasara bağlı olan ağırlık faktörleri ile çarpılarak elde edilen büyüklüğe eşdeğer doz adı verilir. Bu da radyasyon riski hesapları yeterli olmayıp organın radyasyon hassasiyetini de göz önüne alınan bir faktör daha kullanılır. Bu ağırlık faktörünü de içine alan büyüklüğe etkin doz adı verilir.

Kaynak: Bilim ve Teknik Sayı 52 – Aralık 2005

Kaynaklar

1. Stoneham, D., Bailiff, I.K., Brodski, L., Göksu, H.Y., Haskel, E, Hütt, G., Jungner

2. H., Nagatomo, T., 1993. TL Accident Dosimetry Measurements on Samples from the Town of Pripyat. Nucl. Tracks Radiat. Meas. 21, 195-200.

3. Stoneham, D., Bailiff, I.K., Boetter-Jensen, L., Göksu, H.Y., Jungner, H., Petrov, S., 1996. Retrospective Dosimetry, The development of an experimental methodology using luminescence Techniques, Proceeding of the First International Conference of the European Commission, Belarus, Russian Federation and Ukraine on the Radiological Consequences of the Chernobyl Accident. ISSN 1018-5593, EUR 16544EN, 1037-1040.

4. Bailiff, I.K., Steanenko, V.F., Göksu, H.Y., Bøtter-Jensen, L., Brodsky, L. Chumak, V., Correcher, V., Delgado, A., Golikow, V., Jungner, H., Khamidova, L. G., Kolizshenkov, T.V., Likhtarev, I., Meckbach, R., Petrov, S.A., Sholom, S., 2004. Comparison of retrospective luminescence dosimetry with computational modeling in two highly contaminated settlements downwind of the Chernobyl NPP, Health Physics 86, 25-41.

5. Bailiff, I.K., Stepanenko, V.F., Göksu, H.Y., Boetter-Jensen, L., Jungner, H., Correcher V., Delgado, A., Jungner, H., Khamidova, L. G., Kolizshenkov, T.V., Meckbach, R., Petin, D.V., Orlov, M.YuI., Petrov, S.A. (2005) Retrospective Luminescence Dosimetry: Development of Approaches to Application in Populated Areas Downwind of the Chernobyl. Health Physics 89, 233-246.

6. Ozemre A.Y (2004) Chernobil komplosu, Bilgi yayinlari Ed. Kevser Turkay, Bilgi YayIncılık, Istanbul / Turkiye

7. GSF-1986 Umweltradioaktivität und Strahlenexposition in Südbayern durch den Tschernobyl-Unfall. Bericht des Instituts für Strahlenschutz GSF-Bericht 16/86.

8. Wirth E., (1987) Assessment of radiation dose commitment in Europe due to Chernobyl Accident : Report on a WHO meeting, Bilthoven June 1986.

9. Yesin T., and Cakir (Kececi) N. (1989) Cesium-137 and Cesium-134 in soil in a Tea Plantation in Turkey after Chernobyl Accident " Appl Radiat. Isot. Vol. 40, No. 3, pp 209-211, Int. J. Radiat. Appl. Instrum. Part.

10. Gökmen I.G., Birgül O., Kence, A. and Gökmen A. (1995) Chernobyl radioactivity in Turkish tea and its possible health consequences. Journal of Radioanalytical and Nuclear Chemistry, 198/2.

11. Gedikoglu A., Sipahi B.L. (1989) Chernobyl radioactivity in Turkish tea. Health Phys. 56(1): 97-101.

12. Hayball, M.P., Dendy, P.P., Palmer K.E., Szaz, K.F. Webster M.J. and Whittaker M.V. (1989) Chernobyl Radioactivity in Turkish tea drinker, Health Physics 57(6) 1017-9.

13. Yule L ., Taylor D.M . (1989) Chernobyl radioactivity in Turkish tea: a response Health Phys. 1989 57(3): 495.

14. Unlu M.Y., Topcuoglu, S. Kucukcezzar R., Varinlioglu A., Güngör, N. Bulut, A.M., Güngör E., (1995) Natural effective life time of 137 Cs in tea plants, Health Physics 68/ 1, 94-99.

15. ICRP (1979) International Commision on Radiological Protection. Limits of intakes of radiaonuclides by workers (1979) Oxford: Pergamon press; ICRP Publication 30, Supplement to part 1; 3 (1-4).

16. ICRP (1996). International Commission on Radiological Protection. Conversion coefficients for use in radiological protection against external radiation. ICRP Publication 74. Annals of the ICRP, Vol 26, No. 3/4.

17. ICRP (1997). International Commission on Radiological Protection. Individual monitoring for internal exposure of workers. Replacement of ICRP Publication 54. ICRP Publication 78. Annals of the ICRP, Vol 27, No. 3/4.

18. NCRP (1998). National Council on Radiation Protection and Measurements. Evaluating the Reliability of Biokinetic and Dosimetric Models and Parameters Used to Assess Individual Doses for Risk Assessment Purposes. NCRP Commentary No. 15. (National Council on Radiation Protection and Measurements, Bethesda).

19. Berg D, Kollmer W.E., Kriegel H. (1987) Ganzkörpermessungen nach dem Reaktorunfall von Tschernobyl an Kindern und Erwachsenen aus dem Raum München. Nuclearmediziner 10: 87-92.

20. Jacob, P., Müller H., Pröhl G., Voigt G., Berg D., Paratzke, Regulla D. (1993) Environmental behavior of radionuclides depsoited after the reactor accident of Chernobyl and related exposures. Radiation and Environmental Biophysics 32; 193- 207.

21. ICRP (1990) International Commision on Radiological Protection. 1990 Recommendations; ICRP Publication 60,

22. IAEA/WHO/UNDP / EC Report; Chernobyl: True scale of the accident. Viena/Austria 2005.

24. Zvonova, I.A. and Balonov, M.I. (1993). ”Radioiodine dosimetry and prediction of thyroid effects on inhabitants of Russia following the Chernobyl accident.” In: The Chernobyl Papers. V.I: Doses to the Soviet Population and Early Health Effects Studies, Ed. by S.E. Merwin and M.I. Balonov, Research Enterprises, Richland, pp..71-126.

25. Ilyin, L.A. (1995) Chernobyl: Myth and Reality Moscow

26. IARC (International Agency for Research on Cancer) Edited by DM Parkin, SL Whelan, J Ferlay, L. Teppo and DB Thomas 2003 Cancer Incidence in Five Continents, Vol. I to VIII) Scienific Publication 155, IARC Lyon.

27. Karam A. (1999) The Evolution of the Earth’s Background Radiation Field over the Past Four Billion years SSI news, 7/1: 3-5

28. J.H. Fremlin 1989 Power Production What are the risks? Adam Hilger, London.

29. UNSCEAR (1993). United Nations Scientific Committee on the Effects of Atomic Radiation. Sources and Effects of Ionizing Radiation.

30. NCRP (1997). “Ionizing Radiation Exposure of the Population of the United States, NCRP Report No. 93.

31. Lukey T.D. Radiation Hormesis CRC press London 1991

32. NRC (1982) Diet, Nutrition, and Cancer Committee on Diet, Nutrition and Cancer, Assembly of Life Sciensces, National Research Cancer, National Academy Press Washington D.C.

33.Koloğlu S, Koloğlu LB. Doğu Karadeniz Bölgesi guatr endemisindeki tabii guatrojenlerin rolü üzerinde inceleme. A. Ü. Tıp Fak Mec 1968; 21(2): 421.