Nükleer Enerji, Radyasyon ve Nükleerin Gerekliliği

Ayhan Yüzübenli
Ph.D. Physicist
TAEK, SANAEM
 
Nükleer enerji, radyasyon ve nükleerin gerekliliği
 
Uygarlık insanın enerji keşfetmesi bulması ve çeşitlendirmesiyle eş güdümlü olarak ilerlemiştir. İnsanoğlunun kendini zor doğa koşullarına karşı koruyabilmek için ilk çağlarda mağaralara saklanması ve ateşi bularak kullanmaya başlamasıyla yaşayabilmek için enerjiye hakim olup, kullanmasının belki de ilk örneğidir. Keza devamında tekerliği bularak uygarlık yolunda enerjiyi etkin ve verimli kullanmanın en başarılı örneğini vermiştir. Uygarlık, teknoloji, bilim, yaşam kalitesi gelişirken üç temel etken önemli olmuştur: aynı işi daha kısa zamanda, daha az enerjiyle ve daha az malzeme kullanarak yapabilmek.
 
İnsanoğlu uygarlaştıkça daha yüksek yaşam seviyelerine ulaşmış, ve yaşam seviyesi yükseldikçe yaşamdan beklentileri de artmıştır. Var olan enerji kaynakları zamanla tükenmeye başlamış ve yetmeme durumuna gelmiştir. Dünyanın her tarafını, evrenin her tarafını keşfetme ve anlama, ve bunların ardından hakim olma ve kullanma serüveni sürerken, bugün kısaca arge (araştırma ve geliştirme) dediğimiz çalışmaları da sürekli enerjiye bağımlı kalmıştır. 1750 – 1840 yılları arasında İngiltere, Almanya, Fransa vs ülkelerde sanayi devriminin başlaması, makine ve kimyanın çok büyük bir atılımla gelişmesi başlaması beraberinde bu sanayi atıklarından dolayı doğanın kirlenmesini tükenmesini getirmiştir.
 
Bugün yoğun bir şekilde gündemde olan küresel ısınma bunun bir sonucudur. Doğaya atmosfere salıverilen sera gazları atmosferde bir katman oluşturarak bir yorgan misali dünyanın çevresini örtmüş ve dünyada oluşan giderek artan ısının dışarıya kaçmasını engellemektedir. Kısaca dünya, atmosfer soluyamamaktadır. Ateşlenen ve havale geçiren bir hastaya benzememektedir.
 
19. yüzyılın sonlarında X-ışınlarının bulunması, ardından radyoaktivitenin bulunması nükleer enerji ve radyasyon dönemini başlatmıştır. Nükleer enerji, radyasyon derken şunu anlamamız gerekiyor: atomda ve çekirdekte (nükleer) oluşan dönüşümler ve tepkimeler sonucu ortaya çıkan hem boşlukta hem de uzayda yayılan enerjidir. Einstein’ın çok iyi bilinen formülü ile enerjinin maddeye, maddenin de enerjiye dönüştüğü gösterilmiştir. Atom çekirdeği parçalandığı (fission) zaman ortaya inanılmaz büyüklükte bir enerji açığa çıkar, örneğin atom bombası. Aynı şekilde atom çekirdekleri birleştiği (fusion) zaman da büyük bir enerji açığa çıkar örneğin Güneşte oluşan enerji budur.
 
Her ne kadar günah keçisi gibi gösterilse de nükleer reaktörlerin çalışması birinci seçenek kullanılarak gerçekleşmektedir. Dünyanın en gelişmiş, en kalkınmış ülkeleri son 50 yıldır bu teknolojiyi yaşamın her alanında enerji, tıp, arge, sanayi vs kullanmaktadır. Sürdürebilir kalkınma, küresel ısınma gibi konularda nükleer enerji neredeyse tek seçenek olarak gündeme gelmektedir. Her ne kadar güneş enerjisi, rüzgar enerjisi gibi diğer seçenekler nükleer enerjiden daha etkinmiş gibi sunulsa da Türkiye gibi yaklaşık 70 milyonluk bir nüfusa sahip bir ülkenin enerji ihtiyacını karşılamak için çok geniş arazilerin güneş panelleri ile kapatılması gerektiği unutulmamalıdır ve enerjinin verimliliği havanın bulutlu, yağmurlu, gece gibi durumlarda ciddi oranda düşeceği göz ardı edilmemelidir, keza bu durum rüzgar içinde geçerlidir.
 
Uzay çalışmalarında bir uzay mekiğini güneş enerjisi ile çalıştırmak istediğinizde futbol sahası büyüklüğünde güneş panellerine gereksinim duyacaksınız. Hedefiniz olan gezegenin veya Ayın arka yüzüne geçtiğinizde verimlilik yüzde doksan düşecektir. Panelin güneşe göre açısının bir değişmesi yine verimliliği düşürecektir. Bunlarla birlikte bu büyüklükteki bir panel uzay aracınızın hareket serbestliğini azaltacak, hantallaştıracaktır. Kimyasal enerji veya petrol gibi seçenekleri kullandığınızda ise aracınızın hacminin yaklaşık yüzde doksanı yakıt tankından oluşacaktır. Oysa modüler nükleer reaktörler kullanıldığında uzay aracı büyük bir hareket serbestisi kazanmaktadır. Mars gezegenine giden aracı 150 gün kadar daha bir zaman aralığında Mars a gidip gelebilmektedir, ve buna karşın Mars da daha uzun kalabilmektedir.
 
Aşırı doğa koşullarında kutuplar, çöl bölgeleri ve deniz altılar vs neredeyse tek seçeneğiniz nükleer enerjidir. Bir deniz altıya güneş paneli veya rüzgar türbini ile enerji sağlamak mümkün değildir.
 
Nükleer santraller basında sunulduğu gibi öcü değildir. Risk analizi açısından bakarsak evimizde ve etrafımızda kullandığımız teknolojiler son 50 yıldır kaç kişiyi öldürdü ve öldürmeye devam etmektedir, buna karşın nükleer reaktörler kaç kişiyi öldürdü. Günlük yaşamdaki trafik her gün hem ülkemizde hem de dünyada iç savaş gibi can ve maddi kayıplara yol açmaktadır ama kimse otomotiv teknolojisini protesto etmez.
 
Nükleer konusunda ülkemizin ne kadar yeterli olduğu, ne kadar ekonomik ve siyasi açıdan bağımsız olduğu eleştiri konusudur. Şu unutulmamalıdır nükleer reaktöre sahip tek Müslüman ülke olan Pakistan ve elinde hurdanın hurdası bir reaktör olan komşumuz Ermenistan 20 – 30 yıldır ellerindeki reaktörleri patlatmamayı başardıysa Türkiye de bunu başaracak bilimsel ve teknolojik yetkinliğe, ekonomik ve siyasi bağımsızlığa, ve daha olgun bir demokrasiye sahiptir. Çernobil kötü bir örnektir ve kötü örnek emsal teşkil etmez.
 
Çernobil kazası hem bize hem de tüm dünyaya bir çok ders öğretmiştir. Çernobil ile birlikte demokrasi tanımı da değişmiştir ‘Herkes her şeyi bilecek, herkes her şeyi bildiği için herkes her şeyden eşit düzeyde sorumlu olacak’. Çernobil öncesi her koyun kendi bacağından asılır anlayışı vardı. Çernobil kazası diğer ülkeleri de etkileyince bütün ülkeler komşu ülkelerinde ve hatta daha uzak ülkelerde bulunan nükleer reaktörler konusunda kendileri sorumlu ve denetleme de yetkili görmeye başladılar.
 
Çernobil’den dolayı Karadeniz bölgesinde kanser olaylarının arttığı savları ileri sürülmektedir ki bu da gerçekçi değildir zira eğer Çernobil den dolayı 20 yılın ardından bu kadar uzak bir noktada böylesine kanser artıştı olacak olsaydı Çernobil bölgesinde ve komşu ülkelerde bütün biyolojik yaşamın tükenmesi gerekirdi.
 
Not: Sivil Savunma Genel Müdürlüğü dergisinde 193. Sayfada yayınlanmıştır.