Nükleer Ambargo

Türkiye’ye, Nükleer Teknoloji de ambargo uygulandı mı?

Ekim 2006

Pakistan’ın 1963 yılında Kanada’ya yaptırdığı nükleer santral sonrası batı kulübü konuyu ciddi şekilde incelemeye aldı. Batı dünya barışını ciddi şekilde tehdit edebileceği gerekçesi ile bu teknolojinin doğu ve İslam ülkelerine yasaklanması konusunda ortak bir irade ortaya konulması konusunda fikir birliğine varmıştır. Elbette yazılı ve imzalı bir metin ortada yoktu. Çünkü böyle bir kararın yazılı olması, tüm ülkeler ilişkileri açısından sakıncalı olabileceği açıktır. Ayrıca belirsizliğin getireceği ek kazançlar da olacaktı.
 
Çünkü bir çoğu ile “stratejik” ortak bağı ile bağlanan Batının, Doğu devletlerine takiye yapabilmeleri için kapının her zaman açık olması basit bir akıl gereği idi. Yani kısaca taraflardan biri konuya stratejiklik açısından baksa da diğer tarafın hiçte öyle samimi olmadığı; Kıbrıs çıkarmasından sonra görülen ABD silah ambargosu ile gerçekliğini ortaya koymuştu. Şu meşhur benzetme olan: “Onlar ORTAK biz ise PAZAR” konusunun aynısı Onlar UYANIK ORTAK biz ise STRATEJİK ORTAK benzetmesini gündeme getirmiştir. Kısaca Stratejik ortağa “ambargo” uygulanır mı sorusunun cevabı, bizler için netleşmiş oldu. İşte bu tecrübeler batıyı nükleer konuda daha akıllı davranmaya itti. Uygulanan mükemmel senaryoları ise (bizimde dahil olduğumuz) bir çok ülke ve halkının çoğunluğu maalesef yuttu, ya da inandı.
 
Çünkü gerek başlangıç, gerekse süreç batının kazanç hanesine yazılmış “goller” ile dolu olunca kızsak da üzülsek de acı gerçeği maalesef kabullenmek durumundayız. Bu kabulleniş elbette sadece tarihi gerçeklerle sınırlıdır, yoksa bu planı içimize sindirdiğimizi söylememiz asla mümkün değildir. Aslında bu konuda Batı stratejisinin ne denli mükemmel ve başarılı uygulandığını bilen çok az sayıda insanımız mevcuttur. İşte bu nedenle sizlere tarihi gerçekleri anlatacağız ve sonunda yorumu sizlere bırakacağız. Bu delil ve gerçekleri acaba sizler ne ölçüde içinize sindirebileceksiniz?
Konu 1965 yıllarda başlamıştı. Nükleer gücün çok büyük 2 yönü mevcuttu. Bomba ve Enerji. İkisi de büyük devlet olma yolunda son teknoloji olan nükleere bağlıydı. Bu konu hangi devletlere müsaade edilmeliydi? Batıyı başta ABD kontrol ederken Doğuyu SSCB ve Çin kontrol etmekteydi. Bir de İslam ülkeleri vardı. Bir kısmı batı, diğer kısmı da doğu hakimiyeti altındaydı. İste bu konuda SSCB ve Batı mutlaka anlaşmalıydı. Öylede oldu zaten. İsteyen her ülke Nükleer santral kuramamalıydı.! ABD kendi yandaşlarını SSCB de kendi yandaşları sıkı kontrol etmeliydi. İslam ülkelerinden ve Türklerden bu teknoloji uzak durmalıydı. Peki nasıl?
 
Bu konuda en kuvvetli silah, psikolojik harp (PH) sanatıydı. Kısaca PH’in açılımı “bir ülkede yaptırmak istediğin veya istemediğin konuları o ülkenin halkına yaptırma sanatıydı.! Burada savaşların yerini toplumsal olaylar, orduların yerini bazı STK lar, askerlerin yerini hipnoza uğramış batı hayranları bazı medya ve yazarları, silahların yerini de Tv, gazete ve dergiler almıştır. Savaş alanı ise artık tüm ülke alanı olup her eve yayın yolu ile girebilmekteydi. Kısaca uzaktan kumanda yapılacak, ülkenin kendi halkı kullanılacak ve de kimse anlamayacaktı. (Elbette bu işler ile uğraşan çoğu aydınımız durumdan haberdardı). Gerektiği zaman gaz verilecek gerekmediği zaman hız kesilecekti. İşte bu mükemmel formül Türkiye dahil bir çok doğu ülkesinde gayet iyi çalıştı. Nedense batının komploları bir bilgisayar programı gibi hep STK’ların altında güzelce açılıyor ve çalışabiliyordu. Bu formülün işe yaramadığı ülke var mıydı? Elbette vardı; başta İran. Rejim müsait değildi. İran da demokrasiye geçmeli idi ama gerçekleşemiyordu. Ne yaptılarsa olmadı Rejim delinemedi ve sonuçta Batının ambargosu delindi. Nükleer projede batı ikinci yenilgisini yaşamak üzereyken ticari ambargonun dozu İran’a arttırıldı.
 
Maalesef ticari ambargo da geri tepti. Rusya değişen dünya düzeninde yeni yapılanmaya uygun olarak Şah döneminde Batı tarafından yapılmaya başlanan ve yarım bırakılan NS’ı yapmaya başlamıştı. Yani ambargoda “kara delik” açılmıştı. Batı NS lar yapılırsa bombalayıp yıkacağını açıklamıştı ama gerçekleştirme güçlüğü başlamıştı. Irak ta güç kaybına uğrayan ABD ve Batı karizmayı çizdirmeden bu sorunu aşmalıydı? Formül nihayet bulundu! Nasıl mı? Az sonra….
 
Nükleer teknolojiye sahip olmak isteyen ülkemiz önceleri akıllı davranarak işe girişmişti. Çünkü konunun geleceği çok önemliydi. Sadece enerji elde etseniz yeterliydi. En ucuz elektrik bundan sağlandığı gibi çevreye en duyarlı üretimi de yapıyordu. Sera gazı çıkarmadığı gibi ciddi bir atık sorunu da yoktu!!! Ancak geçen zamana rağmen bir türlü olumlu sonuç alınamıyordu. İşte ihale geçmişimiz:
1. 1968-1969 ABD - İspanyol firmaları fizibilitesi ve 400MW Candu tipi önerisi.!!
Sonuçsuz!

2. 1975-1976 Ecevit - Erbakan dönemi Pazarlıkta başarısızlık.! Dış baskılar.....
Sonuçsuz!
3. 1982-1985 Özal dönemi. Dış baskılar. kredi sıkıntısı, YİD modeli, çevreciler.
Sonuç yok !!!!
4. 1998-2000 Ecevit - Yılmaz dönemi Almanların aşırı baskıları ve şartnameye aykırılıklar.. Yine sonuçsuz!

Ortalama her 8 yılda bir teşebbüs ve sonuçsuz. İşte bu ambargonun birinci ve en önemli deliliydi. (delil-1) Firmalar hem teklif veriyorlar ve hem çevreciler ve bazı STK lar yardımıyla “radyasyon” maskesini kullanıp masum insanımızı kandırıyorlardı. Peki o esnalarda nükleer konularda ülke genelindeki durumumuz neydi?

TÜRKİYE Kamuoyu:

A. Sivil Toplum: Bildiğiniz gibi batılı ülkelerin en iyi bildikleri konu; "İstemedikleri bir işi kendi kamuoyu vasıtası ile o ülkeye yaptırtmasıdır". Yani NE (nükleer enerji)'nin ne denli zararlı olduğunu anlatması için ülke içinde bir yapılanma kurar ve sürekli bunu maniple eder. İhale açılacak ise sistem hemen Dünya petrol kartelleri, Greenpeace ile devreye girer ve şimdilik ülkemizde mevcut olan 92 Sivil toplum hareketi tarafından eylemlerle desteklenir. (bakınız: www.nukte.org – Nükleer karşıt borsası). Önce halkın beyni yıkanır, tamamı aldatmaca üzerine kurulan sistem basını bombardıman eder, dedikodular çıkartılır, bir şekilde ihale iptal edilene kadar işlem devam eder. Anahtar kelime ise “Radyasyondur”. Nükleerin Fransa’da %80, İsveç’te %40, Belçika’da %55 oranına, AB ortalamasının ise %32’ye ulaşması sanki önem arz etmiyordu. Bu propagandayı yapan yabancılara sizler neden NS (nükleer santral) yapıyorsunuz?, hem de zararlı olduğunu söylüyorsunuz!!!! denildiğinde alınan ortak cevap "şimdi bunu karıştırmayın" olmaktaydı. Her şeye rağmen batılıları tebrik etmek gerekir. Bu senaryo tam 40 yıldır başarılı bir şekilde uygulanıyor ki bizler de henüz Nükleer Teknoloji YOK. (delil- 2)

B. Mühendisler odası: Türkiye de NT ve NE'nin gerçek adresi Fizik Mühendisleri Odasıdır yani birinci dereceden sorumlusudur.. Dikkat edilirse hiçbir tartışma programına çağrılmaz. TMMOB içinde bulunan 23 odadan biri olan Fizik Mühendisleri yerine konuyla ikinci ve üçüncü dereceden sorumlu odalardan Elektrik, Makine, veya Çevre mühendisleri TV'lerde ahkâm keserler. Batılıların böyle ücretsiz yandaşları içimizde olduğu sürece bu işlerin ne denli güç olduğunu bilmeyenimiz yoktur. "Bilimde demokrasi olmaz" ilkesini içlerine sindiremeyenlerle tartışmak zordur. 8 mühendis odasının nükleer teknoloji karşıtı olduğunu üzülerek yazmaktayız. Teknolojiden korkan Mühendis olur mu?diyebilirsiniz!! Yıllardır TMMOB içinde bile aynı mühendislik paydasında birleştiğimiz ancak farklı disiplindeki diğer oda yöneticilerine konuya sadece ideolojik açıdan baktıkları için 20 yıldır anlatamadık ve dışlandık. Ülkeyi İthal kömür ve doğal gaz santralına boğan bu zihniyetin bedelini hep birlikte öder olduk. Şimdi yine kendileri doğal gaz ve kömür santrallerinin yanlış olduğunu söylerlerken yüzlerinin kızarmaması acaba nedendir? Hele “nükleer karşıtı toplantıları organize ve finanse edenlerin bazı mühendis odaları olduğunu duysanız inanır mısınız?. İşte bu nedenlerden dolayı kurduğumuz NükTe - Nükleer Teknoloji Bilgi Platformunu ziyaret ediniz. Gerçekleri sizi üzse de okuyun. Sitemizde tüm bilgiler mevcuttur. (www.nukte.org)

C. Devlet: Konunun resmi temsilcisi Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) ve TEÜAŞ (TEK) olup genelde tartışma programlarına bile ender olarak çağrılmıştır. TAEK'in görevi yapılacak NS'ın lisanslanması ve denetlenmesidir. İhale ve yapım sorumluluğu gerçekte Teüaş'a aittir Halkın çoğunluğu nükleer santralı TAEK’in yapacağını zanneder veya bilir... TAEK ülkemizde Nükleer ve Radyasyon konusundaki uzman elemanları barındıran tek kurum olduğundan; tıp, sanayi, tarım, enerji gibi tüm nükleer uygulamalardaki tek yetkili kurumdur. Yapılacak Nükleer santralı da denetleme ve lisanslama yetkisine sahip tek kuruluştur.

D.Sade Vatandaş: Yapılan yoğun propaganda ile kafası iyice karışmıştır. Televizyon programlarında özellikle Elektrik Mühendisleri Odası yöneticilerinin ve karşıt kadrodaki Prof, Doç. Mühendis unvanlı kişilerin 10-100 kata varan sayısal abartıları sayesinde, insanların mühendis odalarına ve bilimsel camiaya olan güveni azalmış, doğruları bulmaya çalışanlardan bizlere ulaşanlar, bilgilendirilmiş olsa da tabana yayılmakta bizlerde zorlanmışızdır. Çünkü ülke genelinde toplam Fizik mühendisi sayımız 1.600 civarındadır. Halkın %85-90’ı nükleer karşıtı haline getirilmiştir. Karşımızdakilerin ellerinin bu kadar zayıf olmasına rağmen ne denli güçlü olduklarını sadece dış desteğe ve iyi organizasyona bağlamalıyız. Parola ise RADYASYONDUR. Radyasyon halkın sürekli baktığı “cambaz haline getirilmiştir. Bu amaç için uydurulan nükleer yalanları ise www.nukte.org sitesinde “Nükleer yalanlar” bölümünden okuyabilirsiniz.

İşte bizler hem Nükleer Teknolojiyi ıskalarken, hem de ambargonun ne denli başarılı uygulandığını belgelemeye devam ediyoruz.. Bu gün itibariyle Dünya da 442 NS çalışıp elektrik üretmektedir. Bunun sadece 1-BİR adedi Pakistan'dadır. 441 adedi ise diğer ambargosuz ülkelerdedir. Bu size 3. Delildir.

Gelelim Sovyetler Birliğine (SSCB). Sınır ve deniz komşularımızı sırayla sayalım. Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Rusya, Ermenistan. Tam bir hilal şeklinde kuzeyimiz NS lar ile dolu. Rusya hariç teknolojik olarak hangisi Türkiye’den ileri? (delil 4)

SSCB de NS olmayan ülkeler listesi ise: Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan….

İşte Türkiye dâhil hiçbir Türkî cumhuriyette, İslam ülkesinde Nükleer Teknoloji YOK ve YIL 2006. (delil 5.)

Yıllarca bizlere “Komplo Teorisi” ürettiğimizi beyan edenlerden ilkeli ve dürüst olan bazı aydınlarımız 2000 yılından ve İran olayın dan sonra bu gerçeği kabullenmişlerdir. Bir çok aydınımız ise bu durumu zaten yıllar öncesinden bilmekteydiler. Örneğin Atilla İlhan, bakın bir kitabında ne diyor:

...... altı devlet dünyanın dörtte üçü oluyor. Ve bunların içinde nükleeri olmayan tek enayi biziz. * Çünkü biz diyoruz ki çok zararlı nükleer. * Öyle diyor bizim aydınlarımız. Aman ne kadar zararlı bunların hepsi enayi ve bunların hepsi nükleer. ......" (Atilla İlhan İntibah Başladı s:15 )

Gelelim ABD ve batının karizması için “İran formülü” meselesine.. Ambargonun sonunu getiren ülke, ilkeli, kararlı ve inatçı politikası ile İRAN olmuştur. İran halkına bakınız. %90'dan fazlası nükleer teknolojiyi destekliyor. Türk halkı ile benzer ekonomik ve sosyal yapıya sahip olan bu iki toplum arasındaki düşünce farkını sizce kimler yarattı? Ya da nükleer teknoloji konusundaki Türkiye’de çok başarılı olan PH (psikolojik harp) neden İran da başarılı olamadı? (bakınız: www.nukte.org sitesi, İran nükleer kavgası). İran’ın kararlılığı; karizmalarını daha fazla zedelememek için ABD ve Batının, karar değiştirmesine neden oldu. Bu karar Şubat 2006 ayında İngiliz Dışişleri bakanı Jack Strow tarafından Tv’ lerden şöyle sunuldu: Biz artık İran’ın Nükleer santral yapmasına karşı değiliz. Ancak biz İran’ın Uranyum zenginleştirme tesisi yapmasına kesinlikle karşıyız! (delil 6)

Bu açıklamayı çok önemli buluyoruz ve diplomatik açıdan iki şekilde okuyoruz:

  1. İran kelimesi yerine Türkiye yazarsanız ambargonun kalktığı kanıtına ulaşabilirsiniz.

  2. Bir ambargo kalkmış, ancak bir yenisinin de devreye girdiğini kolayca anlarsınız.

Kısaca doğu ve İslam ülkeleri için bir ambargo kalkmış, ancak başka bir yasak devreye girmiştir. NS yapabiliriz ama “uranyum zenginleştirme tesisi” yapamayacağımızı, yani bizlere yakıt çubukları yapmanın yasak olduğunu, yakıt çubuklarını mutlaka batıdan ve kontrollü bir şekilde almamız gerektiğini tebliğ eden bir yazı gibidir. Kısaca enerjinin anahtarı hep batıda kalmalıdır!. İşte İran konusundaki 2. raund da bu konu çerçevesinde ele alınmalıdır.

Basında bu durum açıkça 5 Mayıs 2006 Milliyet gazetesinde yer almıştır. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (İEAE) Nükleer Güvenlik bölümü başkanlığını da bir Türk bilim adamı olan, Aybars Gürpınar yapmaktadır. Aynı tarihli gazetede ABD modelini dünyaya açıklanmıştır. Kısaca “yakıt çubuklarının” hangi ülkelerce yapılacağı, diğerlerine nasıl yasaklanacağı planı!. (Delil 7.)

Sizce Türkiye bu plan içinde olabilir mi? Ya da uygun strateji ile yakıt tesisini de kurar mı?

Artık nükleer santral yapılması konusundaki batı engelleri ortadan kalkmış görünmektedir.. İşte bu nedenlerden dolayı yakında yapılacak ihalede herhangi bir sorun yaşanmayacağı tahmin edilmektedir. Türkiye bu teknolojiye mutlaka sahip olmalıdır. Ancak “TERCİH EDİLEN ÜLKE ve TEKNOLOJİ” çok önem kazanacaktır. Bu teknolojinin batı yerine daha da ileri olan doğudaki bir ülkeden alınmasının (Japonya, G.Kore,vb) ülkemiz çıkarlarına daha uygun olacağı kanaati bizde mevcuttur. Bu iki ülkeyle devletimizin hiçbir siyasi ve ekonomik anlaşmazlığı yoktur. Fransa ve Almanya’nın AB içindeki son davranışları ile ABD’nin Ortadoğu politikaları bizlere ve yöneticilerimize iyi bir işaret olmalıdır. Ülkemizde bu yatırımı yürütecek yeterli mühendis ve teknik donanım kesinlikle mevcuttur. Yeter ki bu konuda devlet politikamız kararlı ve sürekli olsun.

Adil Buyan
Fizik Yük.Müh.
NükTe Platform
Koordinatör

Kısaltmalar;

NT nükleer teknoloji,
NE nükleer enerji,
NS nükleer santral
TMMOB Türk Müh. Mim. Odaları Birliği,
PH psikolojik harp

Faydalı Linkler:

Türkçe Siteler

www.nukte.org
www.nukleer.web.tr
www.taek.gov.tr

İngilizce Siteler

www.world-nuclear.org
www.iaea.org