Atom Enerjisi (Nükleer Enerji)

Herhangi bir eylemi (hareketi) yapan yada yapmaya hazır olan kabiliyete Enerji denir. Kısaca “iş yapma yeteneği” olarak da tanımlanabilir. Nükleer kelimesi Latince’deki “nux” kelimesinden türeme “nucleus” dan gelir. Sert kabuklu çekirdek (tohum) anlamındadır. Atom kelimesi ise Yunanca’da “bölünemez” anlamındadır. Atom enerjisini veya nükleer enerjiyi, atom çekirdeğinin bölünmesi, parçalara ayrılması (İng: fision) veya iki atom çekirdeğinin birleşmesi, kaynaşması (İng: fusion) neticesinde açığa çıkan enerji olarak tanımlıyoruz. Dünyada mevcut yaklaşık 440 civarındaki nükleer santral FİSYON yani Uranyum-235 atomunun çekirdeğinin bir nötron ile parçalanması neticesi ortaya çıkan enerjiyi elektriğe çeviren tesislerdir.

FÜZYON enerjisi ile çalışan tesis henüz yoktur. Sadece güneşimiz bizi füzyon enerjisi ile ısıtmaktadır. İLK termonükleer füzyon santrali ITER (Uluslar arası Termonükleer Deneysel Reaktörü) ismi ile, Fransa’da 10 ülke tarafından finanse edilerek Akdeniz kıyısında 10 yılı içinde 4.6 milyar Avro bütçe ile kurulması planlanmış ve yatırıma 2005 yılında başlanmıştır. Kaynak: http://www.nukte.org/ilkfuzyonreaktoru

 Bazı nükleer etkileşmelerde (nükleer reaksiyon) enerji açığa çıkabileceği gibi bazılarında da ortamdan enerji soğurması söz konusu olabilir. Birinci durumda etkileşme net kütle kaybı ile, ikincisinde net artış ile sonuçlanır. Ancak bu tarz etkileşmelerdeki enerjiye, biz, etkileşme enerjisi olarak adlandırıyor ve yukarıdaki atom enerjisi tanımından ayırıyoruz. Bununla beraber, etkileşme sonucunda ortaya çıkan veya ortamdan soğurulan enerjiye karşı gelen net kütle kaybı veya kazancını ifade eden Einstein’ın E= ΔM•c2 formülü her iki tanım için de geçerlidir. Formülde ΔM, kg biriminde etkileşme öncesi ve sonrası arasındaki kütle farkını ifade eder. c ise m/s biriminde ışık hızıdır.

Atom enerjisine bir örnek verecek olursak, 

92U235 + on1 -> 38Sr90 + 54Xe144 +2 on1 ,

bölünme etkileşmesini verebiliriz. Uranyum elementinin bir üyesi olan 92 adet protona sahip, 235 kütle numaralı Uranyum-235 izotopu, gelen nötronla bölünme etkileşmesine girerek, Stronsiyum-90, Xenon-144 (Zenon) izotopları ile iki adet nötronun ortaya çıkmasına neden olur. Etkileşme öncesi ve sonrası kütleleri sırası ile Mö ve Ms olarak adlandırırsak, 

Mö = MUranyum + Mnötron ,

Mö = 3,9024x10-25 + 1,6747x10-27 = 3,9191x10-25 kg,

Ms = MSr + MXe + 2 x Mnötron ,

Ms = (1,4927 + 2,3898 + 0,033494)x10-25 = 3,9160x10-25 kg,

elde ederiz. Kütle kaybının enerji eşdeğeri,

E = (Mö – Ms)•c2 = ΔM•c2 ,

E = 3,1x10-28 x (3,0x108)2 = 2,79x10-11 Joule (=kg.m2/s2),

Nükleer fizikçiler genelde bu enerjiyi Joule birimi yerine eV (elektron Volt) biriminde ifade ederler. 1 eV, elektronun 1 Voltluk potansiyel farkı altında ivmelendirildiğinde kazandığı enerjidir. Elektron yükü 1,6x10-19 Coulomb olduğundan, Joule karşılığı,

1 eV = 1,6x10-19 x 1 = 1,6x10-19 Joule (=Coulomb.Volt),

olur. Dolayısı ile 2,79x10-11 Joule’lük enerji, yaklaşık 174 MeV (milyon elektron volt) enerjiye karşı gelir (Yukarıdaki birimlerden kg.m2/s2 ve Coulomb.Volt’un her ikisinin de Joule’e karşı geldiğinin ispatı, ev ödevimiz olsun). Gerçekte, bir bölünme sonucu açığa çıkan enerji 200 MeV civarlarındadır. Hesabımızdaki farkın sebebi, 174 Mev’in sadece etkileşme sonucu açığa çıkan ürünlerin kazandıkları kinetik enerjilere karşı gelmesindendir. Ancak bölünme sonucu Samaryum-90 ve Xenon-144 uyarılmış durumdadırlar ve ortaya çıkışlarının hemen sonrasında ani gama ışınları yadıkları gibi devamında beta ve nötrino parçacıkları ve gene gamalar da salarlar. Bu son ışınımların da enerjileri ilave edildiğinde tek bir Uranyum-235 izotopunun bölünmesi sonucu açığa çıkan enerji 200 MeV (≈ 3,2x10-11 Joule = 0,000000000032 Joule) civarlarında olur. Tek bir bölünme ile açığa çıkan, yazılışı itibari ile çok küçük gibi algılayabileceğimiz bu enerji, 1,05 gram kütleli Uranyum-235’in tüm atomları bölünmeye uğradığında 1 MW.gün’lük (24 bin kW.saat) enerji üretmesi demektir. Bu noktada sunulan verilerin gerçeğe yakın olmakla beraber gene de yaklaşık değerler olduğunu yazmamızda yarar var. İlave olarak gözden kaçırabileceğimiz bir husus ta, açıklamalarımızı salt Uranyum-235 üzerinden yapmamızdır. Halen enerji üreten nükleer enerji santrallerin hemen hepsindeki yakıt, içerdiği uranyum elementi Uranyum-235 miktarınca zenginleştirilmiş uranyum dioksit (UO2) çubuklardır. Bu tip reaktörlerde enerji üretimi esas olarak Uranyum-235’in bölünmesi ile gerçekleşir. Bu nedenle de biz örneklerimize Uranyum-235 üzerinden devam edelim ve satandart olarak 1 ton U-235 tamamen bölündüğünde - bölünme yerine yanma tabirini de kullanacağız - açığa çıkan enerjiyi standart alarak diğer bazı yakıtların miktarı ile kıyaslayalım. 1 ton U-235 tamamen yandığında açığa çıkan enerji yaklaşık 2,3x1010 kW.saat’tir (2,3 sayısı, on milyar ile çarpıldığında elde edilen sayı). Aşağıdaki tablo bu enerjiyi üretecek diğer yakıtların miktarlarını verir.


Yakıt türü
Birim miktar başına açığa çıkan enerji
1 ton U-235’e karşı gereken miktar
U-235
2,3x1010 kW.saat / ton
1 ton U-235
Kömür
6944 kw.saat / ton
3,3 milyon ton kömür
Doğal Gaz
10,62 kW.saat / m3
2,2x109 m3 doğal gaz
Fuel oil
11120 kW.saat / ton
2,1x106 ton fuel-oil
Petrol-varil
1700 kW.saat /varil
13,5x106 varil ham petrol

Örnek olarak 1 ton U-235 seçmemizin nedeni 3300000 (3,3 milyon) ton kömürün, 1000 MW elektrik gücünde bir kömür santrali yılın %80 zamanı elektrik üretiyor olduğunda yakacağı kömür miktarı olmasındandır. Hesabı yaparken, santralin ısıl verimini %32 aldığımızı, kilogram başına yaklaşık 6000 kilokalori (tablodaki 6944 kW.saat/ton’a karşı gelir) enerji veren kömür kullanıldığını farz ettiğimizi ve pratikte nakil ile yakmaya hazır hale getirme işlemlerindeki kayıpları göz önüne almadığımızı belirtmekte yarar var. Diğer her bir yakıt türü için de aşağı yukarı benzer kapasitede, verimde ve güçte santraller söz konusu olacaktır. Bilinen enerji kaynaklarından direkt ve dolaylı olarak çıkan karbon dioksit salınımı miktarları da aşağıdaki grafikte verilmiştir.

1000 MW elektrik gücündeki bir kömür santralinin her yıl doğaya bıraktığı diğer bazı atıklar ise,
CO2 5.000.000 ton/yıl
SO2 120.000 ton/yıl
NOx 25.000ton/yıl
Kül 600.000 ton/yıl
Ağır Metal 400 ton/yıl
Radyasyon 200 milyon bekerel (5,4 mili Curie)

NS Koruma Kabuğu ve İç Tasarımı

Tipik bir nükleer santral resmi aşağıdaki gibidir. Burada sol başta görülen kubbe şeklindeki yapı bir nükleer santralin (NS) kazanının bulunduğu, 250 civarındaki uzman mühendis ve personelin çalıştığı yerdir. Fotoğrafta sol tarafta görülen kubbe şeklindeki beton yapıya koruma kabuğu denir. Bir nükleer santralde (NS) uranyum yakıtlarının yerleştrildiği basınç kabı, buhar üreticisi ve soğutma devresinin bulunduğu binadır. Yandaki dikdörtgen yapı ise elektriğin üretildiği kısımdır.

 
Deniz kenarında kurulmuş bir nükleer santral. Kanada (Candu modeli).

 Destek üniteleri de bu bina içerisinde bulunur. Şekilde görüldüğü gibi Nükleer santralin bacası da mevcut değildir. Koruma kabuğu olarak tanımlanan kubbe şeklindeki yapının içindeki yerleşim düzeni ise, aşağıdaki gibi tasarlanmıştır.

 

Şekilde kubbe biçiminde olan koruma kabuğu, 30 m çapında ve 40 m yükseklikte beton bir yapıdır. Bu kabuğun kalınlığı 150 cm civarında olup içinde tor çeliğin kullanıldığı beton ile yapılmıştır. Mühendislik kriteri ise üzerine düşecek bir uçağa karşı bu kabuğun çökmeden ve betondaki kırılmalar iç kısımlara kadar ulaşmadan içindekileri korumasıdır. Bir başka getirisi ise alt-orta bölümde bulunan kırmızı-gri renkli kazanın bir kaza halinde çatlaması-erimesi neticesi ortaya çıkabilecek radyoaktif kirliliği tutabilmektir. Burada amaç radyasyonu içeride hapsetmektir. İşte Çernobil’deki NS’da, bu koruma kabuğunun olmayışı nedeni ile ciddi çevre kirliliği yaşanmıştır. Sovyetler Birliği döneminde Rusya bu kritere uymamış ve Sovyet ülkelerinde NS inşaatlarını bu koruma kabuğu olmaksızın inşa etmiştir. Basınç kabından (kazan) ısı çekişinin soğutma suyu eksikliği nedeni ile yapılamaması neticesi oluşan yüksek sıcaklık da kontrol çubukları ve yakıtlar hasar almış sistem kontrolden çıkmıştır. Çernobil’deki NS da bu güvenlik kabuğuna sahip olsaydı, bu gün, ne Çernobil’i nede yarattığı çevre sorunlarını konuşuyor olacaktık. Karadeniz çevresinde eski Sovyetler Birliği ülkelerinde koruma kabuğu olmayan ve halen çalışmakta olan 23 civarında NS mevcuttur. Ermenistan’daki Metsamor santrali de bunlardan biridir ve sınırımıza 16 km uzaklıktadır. Nükleer santral kazanının eridiği benzer bir başka nükleer kazada, 1979 yılında ABD’de Three Miles İsland’da olmuştur. Ancak koruma kabuğu sayesinde çevre zarar görmemiştir.

Diğer klasik görünüşlü bir NS tipide aşağıdadır. Burada kubbeden çok daha büyük ve üzerinden buhar çıkan bir beton yapı mevcuttur. Bu dev beton yapı, türbinden çıkan sıcak buharın yoğuşması görevini üstlenen soğutma kulesidir. Çıkan buhardan dolayı atık bacası zannedilir!

Nükleer santrallerin çevreye yaydığı yıllık doz miktarı, tıbbi tedavi amaçla maruz kalınan doz miktarının çok altındadır. Aksi durumda içinde çalışan personel nasıl korunabilir? Ancak bu konuda ciddi bir “bilgi kirliliği” bulunmaktadır. Aşağıdaki NS, İsviçre’de 250 km lik yol boyunca bulunan 5 NS dan biridir ve şehrin yanında kurulması da çevreye ne denli duyarlı olduğunun en güzel kanıtıdır.

İsviçre’de bir nükleer santral

Nükleer santral yapımında gelinen son noktada ise 6-10 adet NS’ın bir arada kurulduğu özel alanlar rağbet görmeye başlamıştır. Burada yatırım, servis ve liman kolaylığından dolayı daha ucuza maliyetler sağlanabilmektedir. Web sitemizdeki başlık resmi bunu ifade etmek amacı ile konulmuştur. Burası G.Kore’nin Yonggwang nükleer santral alanıdır ve 6 NS ünitesi mevcuttur.

Nükleer santrallerle ilgili yanlış bir kanı, basınç kabının atom bombası gibi patlama riskidir. Bu bilimsel olarak İMKANSIZ bir durumdur. Çünkü bir atom bombasının patlayabilmesi için farklı fiziksel koşulların oluşması gerekir. Bir NS içinde bu koşulların oluşmasının mümkün olmayacağı tarzda tasarımlanır. Bu açıdan basit bir örnek vermek gerekir ise, atom bombası yapımında Uranyum 235 miktarınca %50 ve hatta daha yukarı zenginlikte uranyum gerekir. Halbuki NS’ler deki en yüksek zenginleşmiş Uranyum yakıt oranı %5 dir. Zamanla yakıt çubukları içinde oluşan plütonyumda hiçbir zaman binde 7 (%0.7) oranını aşamaz.

Nükleer santral sayıları ve ülkelere göre kullanım oranları ise değişkenlik gösterir. Dünyada %16 seviyesinde olan bu oran AB içinde %32 mertebesindedir. Aşağıda bazı ülkelerdeki NS sayıları ve elektrik üretim oranları mevcuttur.

 

ABD 103 NS %20      Rusya 31NS %16
Fransa 59 NS %80   Slovakya 4NS %54
Belçika 7 NS %56          Ukrayna 15NS %48
İspanya 9 NS %24     İsviçre 5NS %43
İsveç 10NS %46             İngiltere 19NS %15
Japonya 53NS %28  Bulgaristan 2NS %32
G.Kore 20NS %35     Ermenistan 1NS %43
Litvanya 1NS %65

 2009 yılı Nisan ayı itibari ile çalışmakta olan NS sayısı 436 adet, İnşâ halinde 44 adet, Şipariş aşamasında 108 adet ve projesi yapılan ise 272 adet mertebesindedir.

1000 MW elektrik gücündeki bir NS bir yılda 1.600.000 ton ham petrol karşılığı enerji üretmektedir. 436 NS’ın doğaya ne denli saygılı davrandığının yorumunu size bırakacağız. Nükleer enerji ile elde edilen elektriğin pahalı olduğu iddiaları da bir diğer efsanedir. Aşağıdaki tabloda ABD’nin 10 yıllık üretim maliyet verileri mevcuttur.

Bu tabloda:   
Kırmızı : Nükleeri
Yeşil : D. Gazı
Sarı : Kömürü
Mavi : Petrolü simgelemektedir.

Amerikan Elektrik Üretim Maliyetleri (Amortisman hariç) (yıl-cent)

Kaynak: www.world-nuclear.org

ABD’nin 2005 yılı verilerini aynen aktaralım. Nükleer:1.72cent/kW.saat, Kömür:2.21cent/kW.saat, D.gaz:7.51cent/kW.saat, Petrol: 8.09 cent/kW.saat . 2005 yılında 30$ olan ham petrolün, 2008 de 100$ mertebesine gelmesi maliyetleri aşırı derecede arttırmıştır. (D.gaz: 13-15 cent/kW.saat sınırındadır.) Ancak kömür ve Uranyum fiyatları fazla değişmediğinden bu enerjiler çok daha fazla cazip hale gelmiştir.

G.Kore eski teknoloji bakanının Prof. Chung, İstanbul toplantısında açıkladığı bir ekonomik gerçek ise şudur; 8.2 milyar dolarlık doğal gazdan elde edilen elektrik üretiminin aynısını elde etmek için sadece 400 milyon dolarlık Uranyum yakıt yeterlidir.!!

Kaynak: http://www.nukte.org/node/71

Pratikle hesabın uyuşması açısından, konuyu matematiksel olarak aşağıdaki şekilde ifade edebiliriz. Ülkemizde 2007 yılında doğal gazla üretilen toplam elektrik, 1000 MW elektrik gücünde %95 kapasite faktörü ile çalışan 11 NS tarafından rahatlıkla üretilebilir, buna karşın kullanılacak Uranyum yakıt miktarı 297 ton, maliyeti de 356,4 milyon$ olacaktır. 2007 de doğal gaza ödenen toplam yakıt bedeli ise 7.8 milyar $ dır. (2006 yılında da 5.8 milyar$ ödenmiştir). Bu kıyaslama, doğal gaz ve nükleerden üretilen elektriğin üretim maliyet farklılığını ortaya koyabilmek için yapılmıştır. Bu veriler, Türkiye’nin elektrik enerjisi üretiminde Kömür, Hidrolik ve Nükleer yerine Doğal gaz yatırımına ağırlık vermesinin ne denli hatalı bir politika olduğunu ortaya açıkça koymaktadır.

 

Doğal Gazdan üretilen Elektriğin

Uranyum

Eşdeğeri

 

 

YIL

D.Gaz elk. üretimi GWs toplam

1000 MWe NS %95 kapasite ile yıllık Elk. Üretimi(GW.saat)

Gerekli NS sayısı adet

NS yakıt tüketimi ton/yıl

Toplam Yakıt Tüketimi ton/yıl

Yakıt Fiyatı $/kg

Toplam Yıllık Yakıt gideri $

2006

80,691

8,322

10

27

270

1200

324,000,000

 

2007

92,796

8,322

11

27

297

1200

356,400,000

 

Nükleer enerji santrallerin deki bir başka avantaj ise tesisin “kapasite faktörünün” çok yüksek olmasıdır. Çeşitli elektrik üretim tesislerinin kapasite faktörleri aşağıda verilmiştir. Bu tabloda farklar açıkça görülebilir. Ayrıca bu tabloda kuraklık nedeni ile hidrolik değerlerin de %40 altında olduğu acı gerçeğini buraya yansıtmadık. Kömürde ise %40 ile çalışan tesislerimiz de mevcuttur. Bir efsanede burada açıkça görülebilir. Medyada 1000MW rüzgar santralini aynı güçteki NS ile kıyaslayanların ne kadar ciddi bir hata içinde bulundukları ortadadır. Böyle bir kıyaslamada ancak 4000/5000MW’lık rüzgar santralinin 1000MW NS kadar elektrik üretebileceği gerçeğini kabullenmeyenler ile bilimsel tartışma zorluğu ortaya çıkmaktadır. Bir başka gerçekte Rüzgar santral ömürlerinin 20 yıl, kömür, nükleer ve hidrolik santraller ömürlerinin ise 40-50 yıl olmasıdır.

 

ENERJİ SANNTRALİ KAPASİTE FAKTÖRLERİ

 

 

 

 

Min

Max.

Türbin Gücü

Kap.Faktörü

Max.Güc

Hidrolik

0,30

0,45

1000 MW

0,45

450 MW

Kömür

0,50

0,85

1000 MW

0,85

850 MW

Doğal Gaz

0,85

0,90

1000 MW

0,90

900 MW

Nükleer

0,85

0,95

1000 MW

0,95

950 MW

Rüzgar

0,15

0,25

1000 MW

0,25

250 MW

 

Birincil ya da baz santral olarak kabul edilen Hidrolik, kömür, doğal gaz ve nükleer santrallerin ortak sorulara karşılık gelen cevapları içeren renkli ve kolay anlaşılabilir “Enerji kıyas tablosu” yapılmıştır. Ana enerji kaynakları konusunda kabaca fikir verebileceği düşüncesi ile incelemenizi tavsiye ederiz (bakınız: http://www.nukte.org/enerjitablosu ).

Bir diğer önemli konuda “atıklar” konusudur. Dünyada bu konuda oransal olarak bilinen bir tablo mevcuttur. Bu tablo dünyamızın ana sorununun kimyasal atıklar olduğunu belgelemektedir. Ancak halkın gözünü başka yere çevirmek açısından sürekli son karedeki oransal olarak bile gözükemeyen tehlikeden bahsedilir. Bu da salt nükleer enerji karşıtı olmanın çevreci olmaya yetmeyeceğini belgeler.

Greenpeace çevre örgütünün üç kurucusunun nükleer konularda yaptıkları hataları kabul etmeleri ve bunu bir kitap halinde yayınlamaları nükleerdeki derin tartışmalar sona erdirmiştir. Türkçe si ise Ocak 2009 ayında ülkemizde “Nükleer Enerji için Çevreciler” ismi ile yayınlanmıştır. Nükleer konulardaki tereddütlerini gidermek isteyenlerin (özellikle karşıtların) bu kitabı mutlaka okumalarını tavsiye ederiz. Bakınız: www.nukte.org/node/256

Çernobil kazası ve kanser vakaları konusunda da ülkemizde çok ciddi bilgi kirliliği yaşanmıştır. Çernobil dolayası ile, Doğu Karadeniz deki en riskli yerde yaşayan bir insanımızın, yaşam boyu fazladan aldığı dozun bir akciğer tomografisinin YARISI olduğu alınan ölçüm ve hesaplarla da bilimsel olarak kesinleşmiştir. (Kaynak: Çernobil Serisi 7. Cilt sayfa:52 paragraf 1-TAEK yayınları).

Bu konu saptırılmakta ve tek NS bulunmayan ülkemizde doğada artan kimyasal kirliliğin yerine bu işlerin radyasyondan olduğu inandırılmaya çalışılmaktadır. 2000’li yıllardan sonra kesinleşen küresel ısınmanın sorumlusunun da fosil yakıtlar olduğu gerçeğini ayrıca hatırlatmakta fayda vardır. (bakınız: www.nukte.org/karsitlarneyisakliyor )

NS’lerde kullanılan yakıt çubuklarının ise nerede muhafaza edildiği de önemlidir. NS içinde kullanılmış yakıt çubuklarını depolayabilmek için, tesis yapımı esnasında öyle bir havuz planlanır ki; burada NS’ın ömrü boyunca çıkan “kullanılmış yakıt çubukları” rahatlıkla depolanabilir. Aşağıda bu havuza örnek bir resim mevcuttur.

Bir NS’nin çalışma ömrü tamamlandığında tüm kullanılmış yakıtlar koruma kabuğu içinde bu havuzda güvenli bir şekilde muhafaza edilir. Bazı kişilerin “atık” olarak ifade ettiğini uzmanlar “kullanılmış yakıt çubuğu” olarak isimlendirir. Bu yakıt çubuklarını, stratejik öneme sahip olması sebebi ile bir çok ülke satmaz. Çünkü yeniden değerlendirilerek defalarca kullanılabilme şansının olması ana nedendir. Bir başka neden de içinde barındırdığı plütonyumdur. Bu ise atom bombası yapımındaki ana malzemedir. (bakınız: www.nukte.org/abyapimi )

Aşağıda kullanılmamış bir yakıt demetinin el ile tutulması da ayrı bir mesajı vermektedir. Radyoaktivite bakımından kullanılmamış yakıt demetlerinde esas olarak giriciliği bir kaç milimetreyi geçmeyen alfa bozunumundan kaynaklanan ışınım söz konusudur ve resimde görüldüğü gibi uranyum yakıt zaten bir zırh malzemesi içerisinde olduğundan bir önlem olarak naylon elbise ile yüzü ve vücüdu kapatmak, eldiven giymek yeterlidir. Soluma ile vücuda ışınım ise, gene uranyum yakıt bir zırh malzeme içerisinde olduğundan, söz konusu değildir. Bu nedenle yakıt, gerekli önlemler alınmış olarak, elle tutulabilmektedir. Buna karşın düşük düzeyde de olsa gama ışınımı mevcuttur ve bu nedenle yakıt etrafında çok uzun süreli de kalınmaz.

Fabrikada hazırlanmış yakıt demetleri bunların modüler olarak arka arkaya yuvarlak yada kübik dizilmesinden ibarettir.

Nükleer santralden çıkan kullanılmış yakıt çubukları ve bunların yeniden değerlendirilmesi ile ortaya çıkan radyoaktif atıklar konusuna da değineceğiz. Bu konuda karşıtların yaptığı yoğun bilgi kirliliği sayesinde çok abartılı olarak ortaya çıkan abartılı sayısal değerleri bilimsel olarak cevaplayacağız.

Web sitemiz “nükleer makaleler” bölümünde bulunan ve Doç.Dr.Okan Zabunoğlu tarafından yazılan makale sadece bu konuyu içermektedir (bakınız: www.nukte.org/node/123)

Aşağıda bu makaleden alınan bazı satırları bulacaksınız.

“....Nükleer enerji üretiminde yakıt ve dolayısıyla atık miktarları çok azdır. 1000 megavat-elektrik (MWe) gücündeki su soğutmalı bir nükleer santralin yılda yaklaşık 30 ton taze yakıta ihtiyacı vardır ve bu reaktörden bir yılda çıkan kullanılmış yakıt miktarı da 30 tondur (hacmen 7.3 m3). Aynı güçteki bir kömür santrali ise yılda 3 milyon ton kömürle beslenir ve yaklaşık 7 milyon ton baca gazı ve kül üretir (6.5 milyon ton karbon-dioksit, 750 bin ton kül, 120 bin ton kükürt-dioksit, 20 bin ton azot-oksitler). Nükleer santralin atık miktarı aynı güçteki bir kömür santraline kıyasla kütle olarak 250-300 bin kere, hacim olarak 70-80 milyon kere daha azdır.”

Atık adını verdiğimiz maddeler orijinal yakıtın içinde küçük bir kısım olarak oluşur ve orada kalır; yani her şey ince metal tüplerin içinde olup biter...Fisyon ürünü hafif izotopların radyoaktivitesi zamanla ve hızla azalır; ilk 150 günde yüzde 3’e, 10 yıl sonunda binde 2’ye düşer....Kullanılmış nükleer yakıtların kimyasal olarak işlendiği durumda yakıtın yüksek radyoaktivite içeren % 3.6’lık kısmı (1080kg) bir nitrat çözeltisi şeklinde ayrılır ve yüksek sıcaklıkta cam eriyiği ile karıştırılıp (atık/cam oranı yaklaşık 1/6) metal silindirler içinde soğumaya bırakılarak camlaştırılır. ...Kullanılmış nükleer yakıttaki hemen hemen tüm radyoaktiviteden sorumlu olan bu karışım “yüksek aktiviteli nükleer atık” olarak adlandırılır...

Bir yıllık kullanılmış yakıttan (30000kg) geriye kalan “yüksek aktiviteli atığın” %3.6 lık kısmının ağırlığı 1080 kg olup hacmen de bir düdüklü tencere ambalajı boyutundadır.

Biz bu yatırımlarda rol alabilir miyiz?, yada bu işlerde yerli katkımız ne oranda olur? diye düşünen okurlarımızın olması doğaldır. 1986 yılında yapılan bir çalışmada 5. NS yapımından sonra %85 yerli orana ulaşacağımız hesaplanmışken bugünkü sanayimiz ile bu orana daha erken ulaşabileceğimizi rahatlıkla ifade edebiliriz. Bu bölümde medyada yer almayan üç güzel bilgiyi ortaya koyarak yorumu okuyucularımıza bırakacağız.

  1. 1986 yılında Taek başkanı Prof.Dr.Ahmet Y.Özemre TAEK- Çekmece tesislerinde yakıt üretim tesisi projesi başlatmıştır. Kurulan ilk pilot tesiste 1.5 yıl içinde yakıt üretimi gerçekleşmiş ve ortaya yakıt demetleri çıkmıştır. Fakat bu yakıtları test etmeye hiçbir dost ülke yanaşmamıştır.

  1. Nükleer santral inşaat aşamasında ise demiri, çimentosu ve işçiliği ile büyük oranda yerli katkı koyabileceğimiz, gibi, baraj ve santral yapımında uzmanlaşmış bir çok yerli firmamızın bulunmasını da hatırlamamızda yarar vardır.

  1. Bir diğer zor konuda NS kazan ve borularının yapımıdır. Ülkemizde NS kazanından daha büyüklerinin yapıldığını bilgisi de medyada pek fazla yer bulmadığı gibi bir çok toplantılarda gündeme gelmez. Biz bu konu hakkındaki son bilgileri sunarak daha fazla söze gerek olmadığını düşünmekteyiz. 2008 yılında 500 tonluk basınç tankı ve 2009 yılı başında da 1050 tonluk tek parça basınç tankı ihracatı bu konuda yerli firmalarımızın geldiği son noktayı belgelemektedir. Bunun için aşağıda bulunan 1050 ton ağırlık ve 5.5 metre çapında, 50m boyunda ve 20 cm kalınlıkta,120 bar basınca dayanıklı yerli üretim gaz tankını ve bağlantı parçalarını göstermemiz yeterlidir. (Çimtaş-Enka)