Elektrik üretim ve tahmin değerlendirmesi


NÜKLEER TEKNOLOJİ
BİLGİ PLATFORMU

Elektrik üretim ve tahmin değerlendirmesi

Enerji kaynaklarımızın kapasitesi ve yeterliliği konusu, en çok bilgi kirliliğinin yaşandığı alandır. Hidrolik, kömür, doğal gaz, nükleer gibi ana enerji kaynaklarına ait değerlerin doğrusunu bulmak ciddi sorun olmaya başlamıştır. Kısacası kendi taraftar olduğu grubun sayılarını abartmak ve karşı olduğu grubun sayılarını da aleyhte değiştirme geleneği doğmuştur. Hele yenilenebilir (alternatif) enerjide abartmalar bir koro şekline dönüşmüş halkımız doğruyu adeta göremez, bulamaz olmuş, kime inanacağını şaşırmıştır. (Bkz: İlmi terör yazısı) İşte bu bilgi kirliliğinin çok büyük olduğu enerji alanlarında referans olması amacı ile bu dosyayı hazırladık.

Türkiye'nin ilk elektrik üreteci 1902 yılında Mersin-Tarsus'ta tesis edilen, bir su değirmenine bağlanmış 2 kW gücünde bir dinamodur. 1914 yılında Osmanlı'nın ve Türkiye'nin ilk kayda değer elektrik üretim tesisi olarak Silahtarağa Termik Santralı hizmete girmiştir. 14 Şubat 1914'te açılan bu tesis ekonomik ömrünü tamamladığı 1983 yılına kadar hizmet vermiştir. Ülkemizin elektrik üretimi 2007 yılı sonu itibari ile yaklaşık 200 milyar KWs olarak gerçekleşmiştir.

Bu değeri 4'e bölerek ülke gerçeğimizi Osmanlı dönemi dahil çarpıcı bir şekilde sunalım;

Birinci 50 milyar kWs tüketime 88 yılda, ikinci 50 milyar kWs tüketime 9 yılda, üçüncü 50 milyar kWs tüketime 6 yılda, dördüncü 50 milyar kWs tüketime de 5 yılda ulaşmıştır. Bundan sonraki tahminde şöyledir: beşinci 50 milyar kWs tüketime 4 yılda, altıncı 50 milyar kWs tüketime 3 yılda ulaşılacaktır. Bir başka ifade ile her dönemde 8.000 MW kapasitesinde yatırım yapılması gerekir. Fakat azalan yıl değerlerinde sabit miktar (8.000 MW) yatırımının aksamadan yapılması için planlamanın en yüksek düzeyde olması gerekir. 2007 sonunda 30.000 MW olan kurulu gücümüzün 2016 yılında 60.000 MW olacağı yani, bir Türkiye kadar kurulu güç ilavesi kaçınılmaz bir gerçektir.

21 Ocak 2008 tarihinde açıklanan 2007 yılında gerçekleşen değerlerimize bakalım;

2007'de Türkiye toplam elektrik enerjisi üretimi, 2006 yılına kıyasla % 8,4 oranında artarak 191,2 milyar kilovat saat (kwh) düzeyine çıkmıştır. Bu dönemde yurt içi toplam elektrik enerjisi talebi de % 8,6 oranında artarak 189,5 milyar kWh olarak gerçekleşti. Aşağıdaki "talep tahmin" çizelgesine bakıldığında 2007 için % 8.1 artış öngörülmesine rağmen % 8,4'lük bir gerçekleşen değer ile karşılaşmaktayız.

Türkiye enterkonnekte sistemi, yıllar itibariyle ani puant talebi ve enerji gelişimi aşağıdaki tablo da verilmektedir. 2005 yılında puant (en yüksek) talep 25174 MW, minimum (en az) yük 10.120 MW olarak gerçekleşmiştir. 2006 yılında ise puant talep 27.594 MW, minimum yük 10.545 MW olarak gerçekleşmiştir.

1997 - 2006 Yılları Türkiye Elektrik Sistemi Puant Güç ve Enerji Talebi verileri Gerçekleşen;

YILLAR PUANT GÜÇ
TALEBİ MW
ARTIŞ
%
ENERJİ TALEBİ
GWs
ARTIŞ
%
1997 16.926 11,1 105.517 11,3
1998 17.799 5,2 114.023 8,1
1999 18.938 6,4 118.485 3,9
2000 19.390 2,4 128.276 8,3
2001 19.612 1,1 128.871 -1,1
2002 21.006 7,1 132.553 4,5
2003 21.729 3,4 141.151 6,5
2004 23.485 8,1 150.018 6,3
2005 25.174 7,2 160.794 7,2
2006 27.594 9,6 174.230 8,3

Türkiye'nin gerçekleşen elektrik enerjisi talebinde gözlenen en önemli nokta 2001 yılı hariç yıllık talep artışının ortalama % 6.5 - % 8.5 civarında gerçekleştiğidir. Bu verilerin ışığı altında önümüzdeki 10 yıllık süreç için ülkemiz tahminleri aşağıdaki tabloda verilmiştir.

2007-2016 yılları Türkiye tahmini puant güç ve enerji talebi, Planlanan;

YILLAR PUANT GÜÇ
TALEBİ MW
ARTIŞ
%
ENERJİ TALEBİ
GWs
ARTIŞ
%
2007 29.829 8,1 188.348 8,1
2008 32.275 8,1 203.787 8,2
2009 34.954 8,3 220.701 8,3
2010 37.855 8,3 239.019 8,3
2011 40.997 8,3 258.858 8,3
2012 44.359 8,2 280.084 8,2
2013 47.908 8,3 302.491 8,2
2014 51.692 7,9 326.388 7,9
2015 55.724 7,8 351.846 7,8
2016 59.904 7,5 378.234 7,5

2006 YILI GERÇEKLEŞEN ve 2007 YILI TAHMİNİ KURULU GÜÇ TABLOSU

  KURULU GÜÇ MW ORANI KURULU GÜÇ MW ORANI
  2006 YILI   2007 TAHMİNİ  
TERMİK 27.417 % 67,7 27.853 % 66,3
RÜZGAR 59 % 0,1 550 % 1,3
HİDROLİK 13.063 % 32,2 13.614 % 32.4
TOPLAM 40.539 100 42.017 100

Birçok konferans ve sempozyumlarda 2010 ve sonrası için Türkiye'nin bir enerji krizi ile karşı karşıya kalabileceği konunun uzmanlarının ortak görüşüdür. Akıllı politikalar ile bunları aşmak elbette mümkündür.

Yatırım ve Maliyetler;
Türkiye, 2007 yılında ürettiği elektrik enerjisi ile bir yandan talebi karşılarken, diğer yandan ihracatını artırdı. Elektrik ihracatı da yüzde 15,2 artışla, 2,6 milyar kwh düzeyine ulaşmıştır.

2007-2016 yıllarını kapsayan Üretim Kapasite Projeksiyonunda 2007 yılı için öngörülen brüt elektrik enerjisi talebinin 188,3 milyar kWh olduğu düşünüldüğünde, 2007 yılında, son çeyrekteki hız kesmeye rağmen öngörülenin biraz üzerinde bir talep artışı yaşandı.

Elektrik ithalatı da bir önceki yıla göre yüzde 50,6 oranında artış göstererek 864 milyon kilovat saate çıkmıştır. Bu çerçevede 2007 yılında toplam elektrik enerjisi ihracatı, elektrik enerjisi üretiminin yüzde 1,3'ü, ithalat ise yurt içi elektrik enerjisi talebinin yüzde 0,5 düzeyindedir.

Türkiye; Nahçıvan, Irak, Gürcistan ve Suriye'nin yanı sıra Yunanistan'a elektrik ihraç ederken, Gürcistan, Nahçıvan ve Türkmenistan'dan elektrik ithal ediyor. 2003 yılında sadece 583 milyon kWh elektrik enerjisi ihraç edildiği dikkate alındığında, 2007 yılında ihraç miktarının 4 kat arttığı görüldü. Bu kapsamda 2007 yılı içinde Irak'a 1 milyar 350 milyon kWh, Suriye'ye 970 milyon kWh, Gürcistan'a 150 milyon kWh, Yunanistan'a 90 milyon kWh, Nahçıvan'a da 15 milyon kWh elektrik ihraç edildi.

Elektrik üretiminde gelecek yıllardaki artış tahmini için Enerji bakanlığının iki senaryosu vardır ve bu senaryolar için gerekli tahmini yatırım tutarları şöyledir:

A. Yüksek senaryo % 8.4 yıllık artış için 3.200 MW yatırım gereklidir.

B. Düşük senaryo % 6.3 yıllık artış için 2.520 MW yatırım gereklidir.

EPDK-Enerji Piyasası Denetleme Kurulu Eylül 2006 itibari ile 6586 MW yatırıma lisans vermiş olmasına rağmen ancak 1600 MW'lık bölümü işletmeye alınmıştır. Kamunun yatırım yapmasını önleyen yasal süreç, bir an önce gözden geçirilmesi gereği ortadadır. Ülkemiz yedek kapasiteleri ile şimdilik karşılanan bu açık iki yıl içinde elektrik krizi olarak geri dönecektir. Ancak 2007 sonu itibari ile yedek kapasite de son on yılın en düşük seviyesine inmemiz bir diğer dezavantajımızdır. Alttaki grafik bu gerçeği ortaya koymaktadır.

Ek Kurulu Kapasitenin Yıllar İtibariyle Gelişimi
(1985-2007)

Akıllı ve planlı davranamaz isek pahalı çözümlerin başında olan doğal gaz hemen kapımızda hazırdır. 2015 yılına kadar düşük senaryoda 18.807 MW, yüksek senaryoda ise 26.298 MW yatırımın işletmeye alınması gereğini kimsenin değiştirmesi olası değildir.

Önce sektörsel olarak elektrik üretim fiyatlarını ABD (1995-2005)'yi referans alarak yazalım ve yanına da yatırım sürelerini listeleyelim. (Bak: http://www.nukte.org/ny5 )

Doğal gazdan üretilen elektrik : 8.09 cent/Kw Yatırım süresi : 1 yıl
Petrolden üretilen elektrik : 7.51 cent/Kw Yatırım süresi : 1-2 yıl
Kömürden üretilen elektrik : 2.21 cent/Kw Yatırım süresi : 4-6 yıl
Nükleerden üretilen elektrik : 1.80 cent/Kw Yatırım süresi : 4-6 yıl
Barajdan üretilen elektrik : 0.75 cent/Kw Yatırım süresi : 4-6 yıl (dünya ort.)

Listenin en önemli sonucu şudur; Ucuz enerji üretimleri yatırımları uzun süreli, pahalı enerji üretim yatırımları ise kısa sürelidir. Elbette bu durum güncel teknolojik bir olgudur. Tartışılacak yönü de yoktur. Ülkemizi yakın gelecekte bir enerji krizi bekliyor cümlesindeki ana kasıt UCUZLUKTUR. Yoksa gecikseniz hatta hatalı politikalar sayesinde yatırımların gecikmesine bile sebep olsanız acil durumlar karşısında kapı daima açıktır ve doğal gaz bizi beklemektedir. Son 4 yıldır elektrik fiyatlarındaki liderlik doğal gaza aittir. Aslında doğal gaz; elektrik enerjisi üretiminde aynen UYUŞTURUCUYA benzetilir. Alıştınız mı kurtulamazsınız ve zamanla da ekonomik olarak batağa sürüklenirsiniz. (1990 yıllarda 1.000 m3 gazı 60 $'dan alırken bugün 300 $ seviyelerine geleceğini kim tahmin edebilirdi.)

Yatırımlardaki bazı temel kriterler;

Enerji yatırımının da bazı "kanunları" vardır. İyi ya da kötü bir politika uygulamanız halinde, neticelerini daima 4-5 yıl sonra alırsınız. Türkiye bu tuzağa ilk 1980'li yıllarda, ikinci olarak ta 1990'lı yıllarda düşmüştür. Zamanın hükümetleri genellikle yatırımlarda 3-4 yıllık gecikmelere sebep olmuş, sonuçta "denize düşen yılana sarılır" atasözüne uygun olarak, son krizde olduğu gibi "doğal gaza" sarılmıştır. İşte uygulanan bu kötü politikalar sayesinde 1994-96 yıllarında sıkıntıya giren elektrik sektörünü zamanın hükümeti doğal gaz kartını kullanarak kurtarabileceğini zannetmiştir. Yapılan pahalı kontratlar, satın almadığı gazın parasını bile ödeme şartları devletimizi, hazinemizi ciddi şekilde mağdur etmiştir. Sonuçta konu; sorumluların Yüce Divanda yargılanmasına kadar uzamıştır. Konut ısınmasında yararları tartışmasız olan doğal gazdan, elektrik elde etmenin faturasına birlikte göz atalım.

2005 yılı toplam doğal gaz faturamız 7 milyar dolardır. Bunun % 60 olan 4.2 milyar doları elektrik enerjisine çevrildi, kalan % 40 yani 2.8 milyar dolarlık kısmı konutlar ve sanayi kullandı. Yukarıdaki listede görüldüğü gibi zamanında yapılan bir kömür veya nükleer santralden aynı elektriği elde etseydik, bu fatura ödenmeyeceği gibi yatırımı da ülkemize kâr kalacaktı. Çünkü ertesi senede aynı fatura nakit olarak yine sizi beklemektedir. G. Kore eski teknoloji bakanı Prof. Chung'un 2006 İstanbul toplantısında açıkladığı bir sayısal değerde ibret vericidir. "Biz, 8 milyar dolarlık doğal gazdan elde ettiğimiz elektriğin aynısını 400 milyon dolarlık uranyumdan elde ediyoruz"!! İşte aklın belgesi... http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=190049 Ülkemizin 2005 yılında 4 milyar dolarlık doğal gazı elektriğe çevirdiği göz önüne alınırsa bunun Uranyum yakıt karşılığı 200 milyon dolar olduğu açıktır. G. Kore'nin 20 Nükleer Santrali neden kurduğunu iyi sorgulamamız gerekir. Halen 2'sinin inşa halinde ve 6 sının da proje safhasında olmasının sebebi hep ucuz elektriği yakalamaktır. Türkiye'nin satın alma gücüyle kişi başına yurtiçi geliri (S-KBYG) 2007 yılı için 9 bin 629 dolar olurken, 2008'de ilk kez 10 bin doları geçerek 10 bin 177 dolara çıkacaktır. G. Kore'nin kişi başına yurtiçi geliri (S-KBYG) 24.403 dolardır.

Ülkemizin Termik enerjide üretiminin %32'sinin yerli kaynaklardan, %68 inin de ithal kaynaklardan olduğu gerçeğini hemen vurgulayalım. İthal girdiler içinde ise doğal gazın %51 seviyelerine ulaştığı bir diğer gerçektir. İşte burada ülkelerin enerji politikalarında birincil (baz) enerjilere ayrılacak oransal değerler önem kazanır. Kısaca bir "enerji sepeti" yapılarak ve ucuz enerjilerin oranı arttırılarak toplamdaki maliyetlerin aşağı çekilmesi bir ortak akıl gereğidir. Bu akıl gereği gelişmiş ülkelerin tamamında kömür ve nükleere ayrılan payların büyüklüğü ile bir denge oluşturulur. AB‘nin ortalama % 32 nükleer oranı bu durumu açıkça ortaya koyduğu gibi, Fransa'nın % 80, İsveç, Belçika, Ermenistan, Slovenya, Slovakya, Ukrayna gibi ülkelerin % 50'ye yaklaşan Nükleer oranları hep bu politika neticesi ortaya çıkan değerlerdir. Japonya, İsviçre, G. Kore, Almanya gibi ülkelerde ise bu oran % 35'ler civarındadır. (Bak: http://www.nukte.org/reaktorlistesi )

Yenilenebilir kaynaklar, birincil (baz) kaynaklar yerine ikame edilemez. Genelde Medyadaki, "rüzgarı ya da jeotermali değerlendirsek elektrik sorunumuz biter" gibi cümlelerin bilimsellik içermediği acı bir gerçektir. Keşke böyle bir teknolojik olanak olsa ve bu tartışmaları yapma lüksümüz olmasaydı. Yazılarımızın devamında ülkemizin kömür, hidrolik, rüzgar, jeotermal gibi kaynakları hakkındaki bilimsel gerçekleri okuyarak, daha sonra yorum yapmanızda yarar vardır.

Japonya enerji sepeti (pastası);

Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi ülkelerin enerji sepetlerini (pastalarını) çağın gerçeklerine uydurmak zorunluyu vardır. Tüm enerji üretim sektörlerinden istifade etmek yatırım yapmak daima ortak akıl gereğidir. Nükleer enerjinin ülkemizin bu alanda mevcut eksiği olduğu nasıl bir gerçek ise, sahip olduğumuz rüzgar ve jeotermali de bir an önce devreye alma mecburiyetimiz de bir diğer gerçektir. İthal oranları azaltıp, yerli katkıları arttırmak kaçınılmaz olgudur. Hidrolik ise ülkelerin su kapasitelerine bağlı olup üzerinde fazla yoruma gerek yoktur. 2008 Ocak ayı itibari ile Türkiye toplam kapasitesi 36.600 MW'tır. Bu kapasitenin 13.600 MW kurulu gücü halen çalışmakta olup % 34 kapasite kullanılmaktadır. 17.800MW lık % 49 kapasiteli barajlar ise halen yapım aşamasındadır. Dolayası ile atıl kapasite oranımız 6.100 MW civarında olup genelde 5MW-20MW küçük barajları içeren bu kısmın toplamdaki değeri % 17 mertebesindedir.

Ülkelerin birincil enerji (baz-ana enerji) sepetlerini (pastalarını) nasıl tasarladıklarını kısaca anlatalım. Elektrik enerjisi üretimindeki ana (birincil) kaynaklar 1.hidrolik, 2.kömür, 3.petrol, 4.doğal gaz ve 5.nükleerdir. Şayet bir ülke elektrik enerjisi için sadece 2 kaynak kullanıyor ise kötü bir tercih içindedir. Şayet 3 kaynak kullanıyor ise orta, 4 ve 5 kaynaktan elektrik elde ediyor ise çok iyi tercihte bulunmuş demektir. Bu dağılımdaki ikinci krıter ise maliyet sıralamasıdır. Bu sıralamada ucuzluk sırasına göre şöyledir: 1.hidrolik, 2.nükleer, 3. kömür, 4. petrol, 5. doğal gaz. İşte enerji pastalarını akıllıca yapan ülkelere baktığınızda kömür ve nükleeri ortalama fiyatları düşürmek ve bağımsız olabilmek amacı ile belli bir yüzde ile üretimleri arasına almışlardır. Nükleerde OECD ortalamasının %23 ve AB ortalamasının %32 olması bu temel kriterlere uymalarına bağlanmalıdır. ABD de bu oran %20 olup yeni nükleer yatırım kararını da almıştır. Georgia şirketi 1.100 MW kapasiteli 2 adet AP1000 tipi reaktör için sözleşme imzalamıştır. ABD 2017 yılına kadar 14 adet AP1000 reaktörü inşa etmeyi planlamıştır. 103 nükleer santrale sahip ABD için "nükleerden vazgeçmiştir" iddialarının ne denli saptırma olduğu ortadadır. Evet; ABD 20 yıldır reaktör inşaatı yapmamıştır. Fakat ayı süreçte nükleer denizaltı yada nükleer uçak gemisi de yapmamıştır. Bu durumda "ABD ordusunu tasfiye ediyor" diye yapılacak yorumların (nükleerde de olduğu gibi) abesle iştigal etmekten farkı yoktur.

Petrolün 1970'li yıllardaki ambargolar nedeni ile aşırı artması o devirde nükleer yatırımları ciddi oranda artmasına neden olmuştur. Böylece ülkelerin enerji sepetlerine ucuzları daha fazla oranda katarak ortalama bir değer yakalamaları gelenek olmuştur. Petrol fiyatlarının son 2 yıl içinde 4-5 kat artması doğal gazında aşırı pahalı hale gelmesine neden olmuştur. Uzmanlar dünyada yeniden bir nükleer yatırım atağının başlayacağını 2 yıl önceden tahmin ederken ana kriter yine petrolün 100$ üzerine çıkacağı tahmini olmuştur. Mart 2008 de inşa halinde 35 santral, sipariş aşamasında 91 santral ve projesi yapılan 228 santral olması bu gerçekleri doğrulamaktadır.

Bir diğer acı gerçek de "Küresel Isınmadır". Tamamen fosil yakıtlardan kaynaklanan bu gerçek şimdide insanlığı tehdit eder boyuta gelmiştir. Uluslar arası Enerji Ajansı üst düzey yöneticisi olan Fatih Birol, Şubat 2008 de Ankara'da katıldığı panelde 3-6 derece sıcaklık artışının 2030 yılına kadar gerçekleşeceğini ve bunun sonucunda çıkacak ciddi sıkıntıları anlatmıştır. 2007 yılı itibari ile yıllık 27 Gton olan CO2 salınımı 2030 da 42 Gtona (42.000.000.000 ton) ulaşacağı gerçeğini kabullenmek durumundayız. Yüzlerce uzman çalıştıran ve kısa adı IEA olan Uluslararası Enerji Ajansının yayınladığı acil önlem paketindeki ilk 3 maddeyi okuyunca düşünmenizi tavsiye ederiz;

1. Enerji verimliliğinin artırılması,

2. Yenilebilir kaynakların acilen devreye alınması!

3. Nükleer enerji yatırımlarının hızlandırılması!

Yukarıdaki çözümün köklerinde CO2 siz yani karbondioksit çıkartmayan üretim olgusu açıkça gözükmektedir.

İnsanlık belki aklını kaçırmıştır ama bilimin söylediklerini ciddiye almamız için AZ vaktimizin kaldığı da unutulmamalıdır.

Bu acı gerçekleri kolayca öğrenebilmek için Prof.Dr.Cengiz Yalçın'ın yeni yayınladığı "Aklını Kaçıran Dünya" isimli güncel kitabını tavsiye ederiz.