Karşıtlar Radyasyon ile neyi saklıyorlar?

Ağustos 2006

Dünyamızı yöneten de sermaye tekelleri ve en çok kirletenler de maalesef aynı kuruluşlardır. Petrol ve Petrokimya devleri...

Hem çok kirleteceksin hemde adın duyulmacak. Olurmu böyle şey demeyin. Oluyor işte... Nasıl mı? İşte böyle;...Petrol kartelleri rahat hareket edebilmek için uygun bir CANBAZ aramışlar ve sonunda bulmuşlardır. Bu canbaz hem çekici, hem korkutucu, hemde insanların pek anlayamadığı, hemde kafakarıştıran tipte olmalıydı ki halk bu canbaza bakarken aklı başka konulara takılmamalıydı. Başta çevre kirliliği, kimyasallar bu canbaz ile MASKELENMELİYDİ. Aradılar, taradılar ve 1965'li yıllarda buldular. Bu yeni cambazın adı RADYASYON idi.

Bir ülke Nükleer Teknolojiye yatırım mı yapacak. Her nükleer santral yıllık 1.6 milyon ton ham petrol satışını azaltacak veya eşdeğer kömür satılamayacak. Devletler Nükleerden uzak durmalıydı. Hatta bazılarına kesinlikle bu teknoloji gitmemeliydi. Neyle korkutacaktı? RADYASYON hazırdı.

Bâzı çevre örgütleri bu karteller tarafından kuruldu. Düğmeye basıldığı an eylem yapacaklardı. Ancak o ülke içinden de yandaşlar lazımdı. Hem okumuşlardan hem okumamışlardan. Malzeme bulmakta zorlanmadılar. Bir-iki programda beyinler bu cambaz ile ele geçiriliyordu. Yani kısaca HACKLENİYORLARDI. Artık halkın içine girip bu belayı anlatacaklardı. Zaten radyasyon görünmezdi...Kokusuzdu.....Yani bu iş çok su kaldırırdı. Kanser de yapıyordu..... sakat doğumlara da sebep oluyordu...Avrupalı insanlar da pek tutmuyordu ama doğu halkı için, hele müslüman ülkeler için mükemmel bir masaldı...

Derken 1986 yılının Nisan ayının 26. Günü Ukrayna'daki Nükleer santral kazası oldu. Sanki PİYANGO çıkmıştı...

Derhal ekipler kuruldu, böyle bir fırsat 200 yılda bir gelmezdi. Herşeyin suçlusu artık bulunmuştu. Halk nehirleri, gölleri, baca atıklarını vs..vs leri unutmuş bu canbazın peşine düşmüştü. Kimse gözünü ondan alamıyordu. Önce çay radyasyonlandı. Sonra karadeniz. Ağzı olan medyada konuşuyordu. Çayda radyasyon YOKTUR dersen sanki orada infaz edilecektin. Bir Radyasyon terörü kurulmuştu. Bu sayede Çaykur Avrupa'dan çekilmeliydi. Sonra yerine üretici bile olmayan İngiliz çayları yerini almalıydı. Medya çıldırmış gibi suçlu arıyordu. Hemen buldu. Televizyonda çay içen bakan İNFAZ edilmeliydi. Türkiye'nin ilk Atom mühendisi ise Atom Enj Kurumu başındaydı. Bilimsel lince tabii tutuldu. Birçok kimyacı, jeolog, elektrik mühendisi...... bir gecede uzman olmuşlardı. Konunun uzmanı olan Fizik Mühendisleri, TAEK personeli, Üniversite hocaları artık sığınağa girmişlerdi. Gazetecilerin soruları bile taraflıydı. Çayda Radyasyon YOK derseniz bu HABER DEĞİLDİR diyorlardı. Ülke okuma-yazma oranından fazla radyasyon düşmanı kazanmıştı. Birden akıllarına FINDIK geldi. Çayla yanyana idi. Ama bir sorun vardı. Dünya üretimine Türkiye hakimdi. AB'li çukulata üreticileri batardı. Kolayını hemen buldular. Fındıkta Radyasyon yoktur diyeceklerdi. Bu konu basına yansımayacaktı. Yabancı çaylar marketlerde yerlerini aldı. TAEK hernekadar 58.075 ton problemli çayı topladı ise de bunu konuşmak yasaktı. Konuşan derhal infaz ediliyordu. Hepimiz artık Canbaza bakıyorduk. Canbaza ülkemiz halkı hayran kalmıştı. Nükleer karşıtı elit bir tabak oluşmuştu. Medyatik olmanın en kolay yolu açılmıştı. Bazı üniversite Prof. Doç, mühendisleri sahneye atladılar. TV kanalları arasında mekik dokuyorlardı. Kimyacıların çoğunlukta olması da enteresandı. Niye kirliliğin ana kaynağını kendi mesleklerinde aramıyorlardı.? Bu çabalarını, bilgilerini kimyasal atıklara çözüm üretmek için niçin kullanmıyorlardı? Zaten canbaza bakar olmak yeterli koşuldu. Onu yalanlayacak kimse kalmamıştı. Bilim adamları sığınaklardaydı.

2000 li yıllarda bu toz yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı.Yıllardır RADYASON, Kimya tekelleri için adeta bir MASKE veya KALKAN olan radyasyon artık sallantıdaydı.

Derken İskederun'da bir atık gemisi battı... sonra Gebze Tuzla'daki gömülü variller.

Dil ovasında kanser patlaması vardı. Çernobile de 1100km uzaktaydı ve radyasyonda yağmamıştı. Maymun uyanmaya başlamış, Cambaz kaçmış ortalık sesizdi. Birçok dere kahverengi akıyordu, hormonsun ürün kalmamıştı, Tahlil yapmaya dahi gerek yoktu. Bir de hibrid tohumlar çıkmıştı.. Bazı STK lar işi daha da ileri götürerek kara denizdeki tüm kanser olaylarını "Radyasyonlu çay'a" ya da Çernobil'e bağlayarak masum ve bilinçsiz halkın duyguları ile gaddarca oynamışlardır. Bir çok sanatçı bile bu tuzağa düşmüş, aldatılmıştır. Benzer durum Ukrayna da olmuş, 20 yılda Radyasyondan 59 kişi ölünce insanlar bu gerçeği kabullenmekte zorlanmışlardır. UAEK 20. Yıl Çernobil açıklamasında ki en önemli mesaj; toplumdaki "ruhsal çöküntünün" kaza zararlarından çok daha fazla paya sahip olduğu gerçeğidir.

Doğru değil ise neden herkes susuyordu. 20 yıldır bilimsel camia ve kitaplar bu Seneryanun gerçek olmadığını yazıyordu. Ama okumak yasaktı sanki. Son olarak Atom Enj. Kurumu (TAEK) 20. yılında Çernobile ait tüm bilgileri halka açtı ve BİLİMSEL olarak ÇERNOBİL'İN kanser üzerinde bir etkisinin olmadığı ortaya koydu. Doğu Karadeniz' de Çernobil'den en çok etkilenen yerde bile "ömür boyu ortalama doz fazlasının" bir akciğer Tomografi çekiminin YARISI olduğu kesinleşmişti. Viyana (UAEK) ise benzer durumu Eylül 2005 de de açıklamıştı. İşte şimdi TÜRKİYE de karşıtların "Radyasyon" maskesi düştü ve ardındaki KİMYASAL ATIKLAR gerçeği ile ÇIRÇIPLAK ortada kaldılar. Bakalım şimdi ne komplo teorileri uyduracaklar, halkı RADYASYON türküleri ile aldattıklarını kabulleneceklermi? Özür dileyecekler mi?

 

Dünya da atıkları KİLO ile değil GRAM ile takip edilen tek atık Nükleer olanlardı. Kanser in ana sorumlusu ise tüm dünyada KİMYASAL atıklardı. Çünkü tamamına yakını tabiata gizli veya açık yollardan bırakılır, ne takip edilir ne de kaç ton olduğu bilinir.

 

İşte DİL OVASI, İSKENDERUN ve GEBZE, TUZLA Şimdilik 600 varili geçmiş durumda hepsi suya ve toprağa karıştı. Yedik içtik, sindirdik.

Hepimiz cevreciyiz diyoruz. Ama Fransa ya bakın %80 Elektriği nükleerden üretiyor.

Bize Kömür tavsiye ediyor.! Onlar ÇEVRECİ, biz ise ÇÖPLÜK.

AB'de durum farklı mı? Onlar ORTAK, biz ise PAZAR! Çevreciler de bu konuda aynı karteller tarafından hep kullanılmadılar mı?..

İşte NükTe Bilgi Platformunun amacı yazarlarımızı, gençlerimizi, halkımızı DOĞRU ve BİLİMSEL bilgiler ile aydınlatmak ve Ülkemizin Nükleer Teknolojide nasıl kandırıldığını, Radyasyon "ÖCÜSÜ" ile nasıl aldatıldığını sergilemektir.

Saygılarımızla,
NükTe Platform