Cambaza değil, Çernobil’e bakmıştık!

Çernobil nükleer santralı, 26 Nisan 1986’da patladı!

Sovyetler Birliği bir süre durumu, hem kendi halkından, hem de dünyadan gizledi.

Neticede haber bomba gibi patladı!

Özellikle Türkiye ve kuzey Avrupa ülkelerinde ciddi bir panik başladı!

Rüzgâr, santralden etrafa yayılan nükleer tozları civar ülkelere taşıyacak; su kaynakları, toprak, bitkiler, teneffüs edilen havaya radyasyon bulaşacak, çoluk çocuk 7’den 70’e herkes kanser olacaktı!

Olay büyüdü, tartışmalar başladı!

Ve Türkiye’de her zaman olduğu gibi, iş komediye dönüştü!

Karadeniz’de üretilen fındıklar yenmeli, çaylar içilmeli miydi?

İktidar ve iktidar yandaşları bir problem olmadığını söyledikçe, muhalefet ile muhalif basın, “felaketin” boyutları hakkında sürekli bilgi veriyor, millet korkudan titriyordu..

Neticede zamanın Ticaret Bakanı Cahit Aral, gazetecileri çağırdı, hepsinin önünde Karadeniz çayını yudumladı..

Türk Mizahı yeni bir konu kazanmıştı..

Öyle bir korku vardı ki, iyice paranoyaya kapılanlar, sadece Ege ve Akdeniz’de üretilen yiyecekleri seçmeye bile başladılar!

Açık söyleyeyim, bu paranoyaklardan biri de bendim..

Çernobil konusunda en katı yazıları yazıyor, tedbir almayan yetkilileri yerden yere vuruyordum!

Taaa ki, 15 Mart 2006’da, dönemin Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanı merhum Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre ile tanışma mutluluğuna erene kadar..

Rahmetli Özemre, bana ağzından bal damlayarak; yaratılan paniğin tamamen gereksiz olduğunu, söylentilerin art niyetli kişiler tarafından malum amaçlarla çıkartıldığını, Karadeniz’de artan kanser vakalarının, Çernobil ile ilgisi olmadığını, Çernobil suçlu gösterilerek, esas tehlikelerin gizlendiğini anlattı!

Bu sohbetten sonra, kendisini sık sık ziyaret eder oldum ve rahmetliden hayatıma yepyeni bir anlam kazandıracak çok ama çok güzel şeyler öğrendim..

Önceki gün Habertürk televizyon kanalında, Türkiye’deki kanser vakalarının Çernobil’le ilgisi olmadığı yolunda bir haber dinleyince, aklıma bu konu geldi..

Habere göre, Meclis Kanser Araştırma Komisyonu da, yapılan araştırmalar sonucunda, Çernobil’i aklamıştı!

Bu aklanma beni çok sevindirdi, çünkü Ahmet Yüksel Özemre’yi yaşamında hayli üzen kendisine yönelik suçlamalar, onun ölümünden sonra da olsa, ortadan kalkmış oluyordu..

Siyasilerin verdiği bir karara ne kadar güvendiğimi soracak olursanız, ben onlara değil, zaten Özemre’ye inanıyordum..

Türkiye’nin ilk atom profesörü olup, bu konuda derya bilgisi bulunan, yazdığı kitaplar hala Fen fakültelerinde okutulan ama sürekli borç içinde geçen sade bir ömür yaşayan, kaç kişi vardır ülkemizde?

Türkiye’ye sokulmak istenen nükleer atıklara onay vermesi için, 30 milyon Mark rüşveti reddeden bir namus abidesiydi, rahmetli!

Ona rağmen, o atıklar Türkiye’ye geldi, yarısı gömüldü, yarısı yakıldı ve hepimize çoluk çocuk zarar verdi ama kimse tınmadı!

Onu da başka yazı konusu yaparız inşallah.. Ama yapamayız, neyse boşverin..

Karadeniz’deki kanser vakalarında, biz cambaza bakar gibi sürekli Çernobil’i suçlarken, bölgede çay ve fındıkta kullanılan gübrelerin içeriği ve de kullanılma miktarlarıyla hiç ilgilenmiyoruz!

Karadeniz, bol yağış alan bir bölgemiz.. Arazi dik.. Bu dik araziye üreticinin bilinçsizce gereğinden fazla attığı gübreler, yağan yağmurlarla içme sularına karışıyor..

Alın size çok önemli bir sebep!

Yediğimiz içtiğimiz her şey, doğal değil, genetiği bozulmuş tohumlarla üretiliyor!

Alın bir sebep daha!

Karadeniz’de anormal bir sigara tiryakiliği var!

Bu da çok önemli bir sebep!

Kanser vakalarının Çernobil’den sonra artış gösterdiğinin sanılması sebebi de, Türkiye’de ancak nükleer santral patlamasından sonra, ciddi kanser istatistiklerinin tutulmasındandır!

Ben dört yıl önce habis tiroit kanserine yakalandım..

Tiroitlerim alındıktan sonra, tehlikenin geçmesi için bana atom tedavisi uygulandı..

Ve etraftakilerin aldığım radyasyondan zarar görmemesi amacıyla, dört gün kapatıldığım kurşun kaplı odada ne yaptım biliyor musunuz?

Çernobil patladıktan sonra tüm Türkiye’de kişi başına bir yılda düşen ortalama radyasyonun 1150 katını, bir defada doktor nezaretinde ağzımdan yuttum..

1150 kat fazla radyasyonu yuttum ve sağlığıma kavuştum..

Mutlaka ana sıkıntıları gizlemek için, halka baktırılacak cambazlar bulunur..

Şu anda Türkiye’de halkın bir sürü sıkıntısı, gelecekte problem yaratacak onca mesele varken, günlerdir Galatasaray Stadı’nki protestoya kilitlendiğimiz gibi!